Bayram…

İyi bayramlar Türkiye…
Nedir bayram? Üç beş gün şehrin gürültüsünden kaçıp kıyı kasabalarında kafanızı dinlemek mi? Yalnız kalmak mı? Üç beş gün evden çıkmamak mı? Yoksa sevdiklerinizle beraber olmak mı? Her şeyin olduğu gibi bayramların da içini boşalttık helal olsun bizlere.
Sene 1991, yer Adana kardeşiniz ilkokul sıralarında dirsek çürütmekte, o zamanlar dedemler ve ninemlerle beraber yaşıyoruz evin nüfusu on bir. Hatırladığım ilk bayramdır, şerefe günü(bayramdan iki gün öncesi) alışverişe çıkılır, yeni kıyafetler, yeni ayakkabılar, annemi kandırabilirsem plastik ucuz bir oyuncak alınır. Ben şaşkınlık içerisindeyim, nedir bu telaş? Arefe(arife) günü(bayramdan bir gün öncesi) dedem tutar kolumdan berbere götürür, önce kendisi sonra ben güzelce tıraş oluruz, ne tıraşı? Bayram tıraşı, elbette benim boyum yetmediği için koltuğa bir ufak tahta parçası yerleştirir berber amca saçlarımı kesebilmek için, sonra alır eline üç numarayı Allah ne verdiyse, ben hariç herkes beğenir yeni saç tıraşımı. Eve dönmeden şekerciye gidilir, Allah’ım rüyada mı neyim her tarafım şekerler, çikolatalarla dolu üstelik hangisini beğenirsem kilo kilo alınmakta. Dedemin ve benim elimiz kolumuz poşet poşet şekerlerle dolu, ikimizden de buram buram berber kolonyası kokuları yayılmakta Adana’nın en güzel semtinde Gazipaşa, Kurtuluş Mahallesi’nde evimize, Taşlı Apartmanına doğru yürümekteyiz. Mahallede çocuklar top oynuyor, bense mahallenin suskun delikanlısıyım, ama bir kasılıyorum ki dedem yanımdayken sormayın gitsin çünkü en çok dedemi seviyorum. Asansöre binerken Yaşar Kemal amcayla rastlaşıyoruz, üst katımızda oturan ailesini ziyarete gelmiş, ben tanımıyorum ama herkes garip bir saygı duyuyor, benimse ona hayran olmam için yıllar gerekmekte. Öp bakayım Yaşar amcanın elini, öpüyorum, harçlık vermiyor cimri Yaşar amca, ne bileyim o zamanlar yazarların en ağır taşeron işçiler olduğunu. Eve giriyoruz ninem kadayıfları tel tel ayırıyor, dedem her şeker bayramı elleriyle tepsi tepsi kadayıf yapar çünkü, annem ve halam çıldırmışçasına evi temizliyorlar, didik didik arıyorlar her tozu bir dedektif titizliğinde, bense neden bugünden giymeme izin verilmediğini anlamadığım kıyafetlerime ve ayakkabıma bakıyorum gizli gizli aynada üstüme tutarak. Yarın bayrammış öyle diyor annem, çok yakışıklı olmalıymışım, elbiselerim ak pak yepyeni olmalıymış. Peki, diyorum çok uslu çocuktum ben. Akşam herkes erkenden uyuyor, hiç erken uyuyamam, annemi de uyutmam, zaten annemle babamın ortalarında uyuyorum, (uyuyamıyorum)…

Sabah koridordaki büyük saatimiz saatin 6 olduğunu söylemekte, uyanıyorum, bayılıyorum o saate geçip karşısına izliyorum boyu benden büyük saatimizi, dedem banyoda sakal tıraşı olmakta daha dün tıraş oldun be dedem. Gidip elini öpüyorum, git diyor üstünü giyin öyle gel. Gidip üstümü giyiniyorum, annem ne kadar yakışıklı olduğumu söylemekte, evin asıl asi çocuğu babamsa hala horlamakta… Koşup dedemin elini öpüyorum, bin lira veriyor dedem, aslan dedem, nineme koşup elini öpüyorum, sonra annemin, sonra babamı öperek uyandırıp onun bayramını kutluyorum. Zengin oldum cebimde nerden baksanız beş bin lira var, halalarıma koşuyorum sonra önce Ümit halam, sonra Gül halam, eller öpüldü. Ama benim heyecanım şimdi başlıyor, karşı komşumuz Gülnaz Teyzeye İpek gelecek bugün, nasıl da deli deli çarpıyor çocuk kalbim bugün İpek’i görecem, hatta bayram bahanesiyle öpeceğim belki. Ama saat çok erken yedi gibi başlıyor misafirlerimiz önce Kenan amcam geliyor yengem ve bebek “emmioğlumla” tonton amcam geliyor sonra yanında yengem ve kuzenim… Amca ve yengelerinde eli öpülüyor, günün hâsılatı iyice çoğalıyor. Ve büyük saatimiz büyük anın geldiğini duyuruyor, Gülnaz Teyze’ye bayram ziyareti bahanesiyle İpek’i görmeye gidilecek, aynaya koşuyorum. Zorla ayırıyorlar aynanın önünden. Gülnaz Teyzeye gidiliyor, pembe pembe olmuş yanaklarım utanmışım eli öpülüyor ve onu görüyorum kapının arkasından İpek, ilk aşkım kalbim duracak gibi Gülnaz Teyze şeker uzatıyor, dur be Gülnaz teyze şeker alacak halde miyim, şekeri görmüyorum, İpek geliyor ilk defa öpüyorum yanaklarını, öyle güzel ki belki de bugün o bayramı onun sayesinde hatırlıyorum. Eve dönüyoruz halalarımın oğulları, amcamın kızı herkes şeker kapma peşinde oysa beyaz şekerliğimizin nerde olduğunu bir tek ben biliyorum, benimse derdim şeker değil İpek de aklım hala. Şekerliğin yerini kuzenim Mıstık’a fısıldıyorum. Birkaç saat sonra aklım başıma geldiğinde şekerlik bomboş, en sevdiğim badem şekerlerinden bir tane bile kalmamış. Sonra bitmeyen bayram harçlığı muhabbetleri başlıyor, sen ne kadar topladın, oğlum ben de 10 bin lira var, ben de 5 bin, ailede en çok kimin sevildiğini anlamak için harçlıklara bakıyoruz ve her zaman benim harçlığım en az çıkıyor, ailenin en kimsesizi olarak… Bayram benim için biraz hayal kırıklığı oluyor ondan sonra çünkü tüm aile beni her gün görüyor, en özlenmeyen çocuğum olsun nasıl olsa bugün bayram babam evde, alır beni omzuna akşam gideriz istasyona Atatürk’ün kara trenine bineriz sonra bana dondurma alır ya da en kötü bir gazoz boş şişeyi bakkala vermek şartıyla. .. Her şeye rağmen ailemleyim, büyük birbirine bağlı ailemle…
Yıl 2007, yer İstanbul. Yalnız yaşıyorum, evin nüfusu sadece bir. Elini öpeceğim kimse yok, harçlık alacağım kimse yok. On altı yıl öncesini biraz hüzün, biraz özlemle anıyorum…
Ahmet Çağrı Özsema

Geçen seneki yazım bende durumlar aynı…

Ahmet Çağrı Özsema

3 comments

  1. Yuvasından ayrı düşenler için hemen hemen hep aynı özlem. Evde koşuşturan mutlu çocukların olduğu, kalabalık evlerde nice sağlıklı mutlu bayramlar dilerim. Sevgi ve saygılarımla.

  2. Saolun Saime Hanım, sizden birşeyler okuyabilmeyi de çok özledik. Size de sağlıklı ve mutlu bayramlar 🙂

Bir Cevap Yazın