Browsing Category: Blog Yazıları

Kadın olmanın da var olmanın da zor olduğu memleket…

Hepimizin içi acıyor, 70 milyon kahroluyoruz şüphesiz…
Herkes öfkesiyle, acısıyla, nefretiyle bir şeyler yazıyor.
Ama…
Bu ülkede ağaç olsan dallarını koparırlar, çimen olsan üstüne basarlar, binlerce yıllık tarihi bugüne taşıyan eser olsan üzerine isimlerini yazarlar, çiçek olsan yapraklarını yolarlar, deniz olsan çöplerini dökerler, kaldırım taşı olsan üzerine tükürürler, kedi olsan duvardan duvara vururlar, köpek olsan tekmelerler, yanlışlıkla omzun çarpsa silah çekip vururlar. Var olmanın bile zor olduğu bir ülkede kadın olmanın zor olduğunu yeni mi fark ettiniz?
Yukarıda saydığım “suçlarla” yaşanan vahşet arasında bir bağlantı kurmakta zorlananlar olabilir. Fakat önce insan daha da önce bir canlı olduğumuzu fark etmeden cinsiyetler üzerine yapacağımız çıkarımlar ne kadar faydalı olabilir? Yaşadığı dünyayı bir ağaçla bile paylaşmakta güçlük çeken birinden kadınla paylaşmasını beklemek biraz safdillik olmaz mı?
Değinilmesi gereken bir nokta daha var. Potansiyel “sapkın” ve “potansiyel “cani”leri ne yapacağız? Halının altına itmeye ve pislikten halının görünemez hale gelmesini mi beklemeye devam mı edeceğiz yine? Herkes verilecek cezalar üzerine konuşurken benzer olayların yaşanmaması için ileriye dönük rehabilitasyon ve ıslah çalışmalarından kimse bahsetmiyor. Sokakta yürüyen bir kadına “laf atan” birinin psikolojik destek alması gerektiğinden, ailelerin çocuklarına cinsellik hakkında bilgi vermesinin ayıp olmadığından bahsetmeye sanırım hala yürekler yetmiyor.
Okullarda cinsellik eğitimi verilmesi konusunda tek tük sesler çıkıyor, tabuların yıkılması için kimse bir adım atmıyor.
Bencillik öylesine kanıksanmış ki artık ülkece yaşanan bu utancın ardından birçok insan kendi içini rahat ettirmek peşinde. Birçok söylemin de sırf bu yüzden olduğunu düşünüyorum. Caniler elbetteki en ağır cezaları almalı fakat hangi cezayı alırsa alsın kimsenin içi rahat etmeyecek bu unutulmasın.
Yaşanan acı unutulmayacak… Ülkede her kadın için bu tehlike, dramatik bir travma olarak kalacak ve her baba için ve her eş her ağabey için yani hepimiz için.
Bu vahşet, yargı sisteminin yanı sıra eğitim sistemi için de bir milat olmalı, olmak zorunda, olacak!

Kahkahalara Sıkılan Kurşunlar

Bir amacı olmalı yaşamanın, bir davan olmalı, bir hedefin…
Mesala insanları güldürmeyi kendine iş bellemelisin veya tüm mesaini insanları mutlu etmeye harcamalısın.
Bir sözün olmalı ve bu sözü söyleyebilmek için bir yöntemin…
Ve cesaretin…
Korkularını yenip amacın için yaşamalısın.
Hep kötüler çıksa da karşına insanlara inancını kaybetmemelisin.
Dimdik ayakta durabilmelisin çünkü ancak ayakta durdukça savaşabilirsin.
Kahkahalarına kurşun sıkıldığında, nefret sevgiye galip geldiğinde, hoşgörünün yerini kin aldığında, kanın aktığında, kalemini sallayacak gücün kalmadığında…
Gülümsemelisin.

Ben bugün bir hayal kurdum

Ben bugün bir hayal kurdum ellerin ve gülüşün üzerine…
Hayal değil mi? Mutlu olmuşuz ikimiz de, ne sen benim dünyamı işgal etmeye çalışmışsın ne de ben senin dünyanı ele geçirmeye…
Birlikte yeni bir dünya yaratmışız her ihtiyacımızda oraya sığınmak üzere…
Ben senin limanın olmuşum her hırçın dalga ve yüreğini alabora etmek isteyen fırtınaların ardından demir attığın…
Sen benim küçük yelkenlim olmuşsun her mutlu olmak istediğimizde birlikte sonsuzluğa açıldığımız.
Hayal bu ya ben sana çok sevdiğin çikolatalardan bir ev kurmuşum, her santimi seni mutlu etmek üzerine düşünülmüş küçük bir saray…
Sense asil gülüşünle prensesim olmuşsun… Ve bu beni dünyanın en mutlu adamı yapmak için yetmiş de artmış bile…
Hayal işte…
Geçmişten bahsetmek yerine yüzümüzü geleceğe çevirmişiz ve el ele verdiğimizde her kötülüğü yenebileceğimizi bilerek dünü değil bugünü ve yarını seçmişiz.
Ne sen beni cesaretlendirmişsin ne de ben senden bir ışık beklemişim, kırılmış kalplerimizi birbiriyle onarmak için…
Ben ben olarak kalmışım, sen sen olarak. Bir biz yaratmışız ikimizi de eksiltmeden ve inkar etmeden bazı gerçekleri…
Yıpranmış, paramparça edilmiş eksik sandığımız yanlarımızın aslında sadece yüreğimizin üzerine düşen kendi gölgeleri olduğunu birbirimize fark ettirmişiz ve birbirimiz için köprüden önce son çıkış olmasak bile kendimize döneceğimiz en kestirme yol olduğumuzu anlamışız.
Rüyamda seni göremezsem diye uyumadığım saatlere inat, gözlerim acısa da seni biraz daha düşlemenin tadını çıkararak, seni güldüremediğim her saniyeye inat, seninle farketmediğim geceye inat, birlikte söylemediğimiz şarkılara, birlikte izlemediğimiz filmlere, el ele dolaşmadığımız şehirlere, San Francisco’ya, Helsinki’ye, Paris’e inat ben bugün bir hayal kurdum,senin de hayal ettiğin üzerine mesala…
Hayal işte…