Browsing Category: Günlük

Ne olacaktı?

Ne olacaktı yani? Madalya mı takacaklardı olduğun gibi davrandığın, dosdoğru durduğun, insanları düşündüğün için?

Ne bekliyordun?

Başlarına taç mı edeceklerdi seni? Sahiden inandın mı buna?

Yanında mı duracaklardı? Yoksa anlayacaklar mıydı bir de?

Güldürme beni.

Bu yaşam senin eserin.

Her şeyin bir kuralı var da “normal bir hayatın” yok mu sanıyorsun? İçindekiler dışına taşmadıkça yüreğinde bunca yükü taşımanın ne manası var?

Kendine sakladığın cümlelerinle yaşa şimdi. Kurduğun hayallerin içerisinde oradan oraya koştur dur. Tencereni kaynatmak için kendini hırpala. Kimse üzülmesin diye sen üzüldüğünün bile farkına varma.

Şimdi tüm sevdiklerinin karşısına oturup manzaranın tadını çıkartabilirsin. Bak hepsi nasıl da kızgın sana. Bak hepsi nasıl da kırgın.

Söylenme hiç. Başka türlü olması için sen ne yaptın ki?

Şimdi bir şeyler eksik, ikimiz de bunu çok iyi biliyoruz ama söylesene bana, sen kimseyi beklemezken kim gelecek yanına?

Nulla Dies Sine Linea

Bir insan yazmayı başarabiliyorsa neden başka bir şey yapsın ki?

İnsanlara anlatmak istediğim birçok hikâye var ve bu konuda alçak gönüllü olmayacağım bunu yapabilecek bilgi, yeteneğe sahibim. Fikirlerimin, düşlerimin bedenimle birlikte toprak olmasına izin vermeyeceğim ama bu öyküleri okurlara/izleyicilere aktarabilmek için önümde kısıtlı bir zaman var.

Sadece yazarken yaşadığımı hissediyorum ve hayatın her anını yaşanmaya değer buluyorum, uyku için ayırdığımız vakitleri bile hedeflerimiz doğrultusunda değerlendirebileceğimizi düşünüyorum. Bu yüzden de hayatta kendime belirlediğim bazı prensipler var. Devamını Oku…

Hayal kurmayı bilmeyen küçük kız

Bu şarkılarda eksik bir şeyler var. Kimi giden sevgilinin götürdüklerinden bahsediyor kimi ayrılık acısından.

Hangi şarkıyı mırıldanıyordum hatırlamıyorum ama seni düşünüyordum. Şaşılacak şey, her aşk birbirine bu kadar benzerken ikimizin yaşadıklarını anlatan kelimeler henüz dökülmemişti kağıda. Aşka dair  her şey henüz söylenmemiş demek ki ya da bizimkisi aşktan da beterdi. Devamını Oku…

Hiçbir gidiş bu kadar acı olmadı! Elveda Bilic, elveda sol yanım!

”Dünyayı tek başıma kurtaramayacağımı gayet iyi biliyorum. Ancak haksızlığa karşı hep ön saflarda olacağım.”
Slaven Bilic

Bugüne kadar birçok veda yaşadık. Kimler geldi kim geçti bu kulüpten. Kimi gerçekten hakkediyordu beyazımızı kimi ise siyahımıza dahi layık değildi. Ne efsaneler ne şampiyonlar gelip geçti de hiçbir gidiş onunki kadar koymadı. Devamını Oku…

Son nefesime kadar özleyeceğim seni çocukluk kahramanım…

“Tüm dünyanın tanımasını istediğin biri var mı?” Diye sorsalar tereddüt etmeden dedem derdim.
Kimse için bir kahraman değildi belki ama benim çocukluk kahramanımdı.
Hiç kimseye kötülük düşünmezdi, yakınındaki kimsenin de düşünmesine izin vermezdi. Kelimelere takardı, benim gibi, alıngandı. Güzel yüzlüydü, güzel gülümserdi…
İki kelimeyi yan yana getirebiliyorsam eğer bu gücün bana ondan geçtiğini düşünürdüm. Her konu hakkında bir hikayesi vardı. Söyleyecek mutlaka sözleri vardı ve hepsi iyiliğe dairdi.
Her gün sabahın ilk ışıklarıyla gözlerini açar her gün hiç aksatmadan traşını olurdu. Dükkanın önünü sulardı, bereketi bol olsun diye.
Ne zaman göz göze gelsek gülümserdi. Herkesten daha sıkı tutardı ellerimi.
Babaanneme 60’ında da 70’inde de 80’inde de aşıktı, gözü bu dünyada başka hiçbir şeyi görmezdi. Her sevgililer gününde babaanneme bir tepsi kadayıf yapardı, gücü ona yeterdi. Elinde olsa hiç düşünmeden dünyaları ayağına sererdi.
Dünya onun hayal ettiği gibi bir yer olsaydı hiç kuşkusuz daha güzel bir yer olurdu.
Varlığı da görüşmüştü, yokluğu da… Kendi halinde bir adamıdı ama güçlüydü, hem de son gününe kadar güçlüydü.
Canının yandığına hiç acımazdı da insanları rahatsız etmekten korkardı.
Geleceğe dair umudunu hiç yitirmedi. Her hafta aksatmadan sayısal lotosunu oynar, sizin için derdi.
Birbirine sıkı sıkıya bağlı bir aile olmayı ondan öğrenmiştik.
Giderken bana ismini bıraktı, bir de ömrümün sonuna kadar sol yanımda hissedeceğim bir boşluk.
Son nefesime kadar özleyeceğim seni…
Dedem…
Atam…

Laf Kalabalığı

Sık kullandığım ama az anlaşılan bir benzetmedir. Hayatının tramvay vatmanı mısın yoksa şoförü müsün? Yani sadece bir rayın üzerinde giderken ne zaman durup ne zaman kalkacağına mı karar verebiliyorsun yoksa gerçekten de kendi yönünü kendin tayin edebiliyor musun?

Son aylarda fark ettim ki iş dışında düşünmem gereken her şeyden kaçıyorum. Evet evet her şeyden. Şu sıralar gitmemeye karar vermiş bir vatman gibiyim. Yön vermektense çok uzağım. Bu yazıyı yazıp kendimle dertleşirken bile hiçbir şey düşünmemek için kendimle savaşıyorum. Sanırım beynim yeni bir koruma stratejisi üretti.  Gördüğüm rüyalar bile saçma sapan dizilerden bile daha manasız.

Kaybetmekten korktuğum bir şey yok, kazanmak istediğim bir şey de. Pişmanlığım da yok, gurur duyduğum şeyler de. Diyette olan birinin kahvaltısı kadar renksiz, tek düze ve tatsız bir hayat…

Anca böyle laf kalabalığı işte…