Günlük

Düşlerim ve Kabuslarım

Düşlerim ve kâbuslarım vardı.Düşlerim için kâbuslarımın üstesinden geldim.(Jonas Salk)

Benim bugün kâbuslarım ağır basıyor. Uyuyakalmışım çekyatta. Rüyamda uzun süredir görmediğim bir dostum gülüyor, muhabbet ediyoruz. Birden sağ tarafını gösteriyor dostum dikkat et. Azrail göz kırpıyor sağ taraftan. Çalan telefonun sesiyle uyanıyorum. Yıllarca görmediğim dostum; “Yıllar sonra seninle aynı şehrin havasını solumanın mutluluğunu yaşıyorum” diyor.

Biraz soğuk olduğumun farkında. Hep dinç uyandığım için yeni uyandığımın da farkına varamıyor. Bu güzel sözlerle başlayan konuşma neyse bir ara görüşelim bir ay kadar İstanbul’dayım kelimeleriyle bitiyor. Buz gibiyim aklımdan neler geçiyor bir bilseniz. Evin içinde Azrail’i arıyorum. Sonra bilgisayarın yanında kalemlerim çarpıyor gözüme. Yıllardır bunlara mı harcıyorum ömrümü? Değer mi? İlk ödülümü aldığımda 10 yaşındaydım, ilk kitabım basıldığında 14, şimdi 22 yaşında hala yemiyor, içmiyor okuyor, yazıyorum. Ama niye? Hava almaya çıktığımda yaşıtlarım kızlarla geziyor, geniş topluluklar halindeler. Bense 22 yılımın en az 10 senesini dört duvar arasında kalemle kitapla geçirdim. Yanında sevgilisi olan esmer kız gözlerimin içine bakıp gülümseyince yüreğimi bin kişilik bir ordu aynı anda kurşuna diziyor. Oysa hep kuma yazmışım silinip gitmişler her dalga vuruşunda. Sevgililerim, dostlarım, ailem hepsi biraz uzak kalmış bana. Yarın Babalar günü, yaklaşık bir yıldır görmemişim babamı, anneler gününde de öyleydi. Beni kendime kırdıran hayattan izole eden şu mini minnacık kalem mi?

Şimdi kırsam şu kalemi, kitaplarımı da yaksam yeniden yetişebilir miyim hayata? Dostlarım olur mu örneğin? Sevgililerim olur mu? Damarlarıma işlemiş bu kara mürekkepten kurtulabilir miyim? Olur bana böyle yılda en bir defa olur elimde bir ton ilaç veya bir jiletle bulurum kendimi banyoda. Her seferinde kandırmayı başarırım kendimi. Uyduruktan bir bahane bulurum bu hayatta kalmak için. Cüzdanımda sakladığım o şiiri çıkardım bu sefer, ben yazmadım. Lavinia yazdı. 7 yıl olmuş gözlerine bakmayalı el yazısının muhteşemliğine bir kez daha hayran kalıyorum.Oturup sahil kenarlarında bu yazıyı saatlerce izlediğim geliyor aklıma uzak bir şehirde. Şimdi nerede ? Ne yapıyor? Aklına geliyor muyum yılda bir kez? İlk kez onunla umutsuzluğa kapıldığımı biliyor mu? Boş ver diyorum çok daha argo bir ifadeyle.

Siteye girip okunmadığını bildiğim yazıları siliyorum. Silinsin be gülüm boş ver. Boş vere boş vere geldim zaten bu hâle. Bugünü de atlatırım, karabasanlar, Azrailler, umutsuzluk, kabuslar, bulurum kendimi yine elimde bir jiletle yine kurtulurum biliyorum. Sesimi duymadığınızı da biliyorum ama asla ellerinizle kalbime dokunamayacağınızı da biliyorum, boşuna yazdığımı da biliyorum. Güzel günler görmeyeceğim Nazım yalan söyledin bana. Motorları maviliklere sürmeyeceğim. Kelimelerim gökyüzüyle yerin birleştiği o çizgiye gidecek tek başlarına üstlerinde ne bir kahkaha ne bir gözyaşı olmayacak. Elimden alınan bu yaşamı hiçbir okur vermeyecek bana. Şimdi ağlayarak yazdığım bu yazıyı bile kim okuyacak? Kim ses verecek. Enkaz altında kalmış bir şair gibi sesimi duyan var mı? diye de bağırmayacağım. Boş ver diyeceğim yine çok çok argo bir ifadesiyle elbet.

Ahmet Çağrı Özsema

Bir Cevap Yazın