Günlük

Eskimeyen Eskiler…

Sabahın köründe eskicinin sesiyle uyandım( sabahın körü dediğim öğle 11) .

Eskiciiiii… Eskiciii…

Bayadır duymuyordum bu sesi, eskici kaldı mı yahu? diyerek balkona çıktım. Yaşlı bir amca üstünde birkaç monitör, ve tuşları kırılmış klavye bulunan el arabasını ağır ağır iterek benim bu yaşta çıkaramayacağım kadar gür bir sesle eskici… diye bağırıyordu.

Çocukluğumdan beri bana ait bir şeyi ne satabilirim ne atabilirim. İnsanların bunu nasıl yapabildiğine de şaşar dururum zaten. Elimin değdiği herşeyde bir anım olduğunu düşünür ona saygı ve sevgi duyarım. Ailemle beraber yaşarken anneciğimle çok kavga ederdik bu yüzden 🙂 Mesala konser,sinema biletleri, eski gazete parçaları, mektuplar… Yıllar sonra o günü hatırlayacağım tutar o güne ait ne varsa yanımda olsun isterim. Hatta davranışlarım bile o günden hatıradır bana. Hayatımda yer tutan beynimin ve kalbimin bir köşesinde sonsuza dek yaşatacağım o günleri arada bir gerçek hayatta da tekrar yaşamak isterim. O güne dair ne kadar az eksik kalmışsa iyi. Dünya onu durduramayağım ve geri çeviremeyeceğim kadar hızlı değişiyor ve bu yeniden yaşamayı istediğim günleri genelde tek özleyenin ben olduğumu hissettiğimde işte o müthiş yalnızlığım başlıyor. Oysa beni hayatımdaki bir saniyeyi bile unutmaya niyetim yok.

Unutmak nedir? Unutmak hayata ihanet değil midir? İnsan nasıl unutabilir? Geçmişinden bir iz yoksa bu günlere nasıl gelmiştir? Halının altına tıkıştırdığımız anılar, o anıları görmememizi sağlasa da onların yok olmasını sağlamaz ki… İnsan unutamaz ki, üstüne bir şeyler koyar ve görmemesini sağlar sadece. O üstüne koydukların biraz yer değiştirince yine eski anılar su yüzüne çıkar.


Bir Cevap Yazın