Albert Camus der ki;
by Çağrı - March 4th, 2010
“Geleceğe yönelik gerçek cömertlik şuan mevcut olan herşeyden vazgeçmeyi içerir.”
Albert Camus
“Geleceğe yönelik gerçek cömertlik şuan mevcut olan herşeyden vazgeçmeyi içerir.”
Albert Camus
Kaç kişi olmak zorundayız?
İyi bir baba, çalışkan bir işçi, düzenli bir öğrenci, aşık bir sevgili, sırdaş bir dost, eğlenceli bir arkadaş, sorumluluk sahibi bir yurttaş…
Hangisi sensin? Bütün gününü inandığın şeylere harcayabilen, kendini bildiğin tek doğruya adayabilen misin? Yoksa masa başında sana yüklenmiş sorumlulukları taşıyabilmek için günde en az 9 saat çalışan ama hiçbir şey üretmeyen kişi mi? Ya da ikisini de aynı anda yapmaya çalışıp ikisini de beceremeyen bir kaybeden mi?
Büyük hayallerin büyük hayal kırıklıklarını beraberinde getirdiğini kaç yaşında öğrendin? 24 saat empoze edilen rüyaların sadece rüyadan ibaret olduğunu ve seni biraz daha düşünmemeye, yalnızlaşmaya ittiğini? Kaça bölündün sen de? Kaç sıfatın peşinde koştun senden başka hiçkimseye bir şey ifade etmeyen?
Bugün kendin için ne yapabildin? Ve önceki günler…
Ne verebildin benliğine? Ne kadar az eksilebildin?
Vazgeçebilmeyi öğrenmelisin çocuk! Söylenenlerin aksine kaybetmek değildir bu. Bölündükçe kaybedersin aslında. Her gece aynı soruyu sor gözlerini kapatmadan önce.
Bugün ne kadar yabancılaştın kendine?
“Mutluluk gibi, başarı da kovalanmaz. O bir sonuç olmalıdır. Üstelik bu yalnızca birinin kendini büyük bir amaca adamasının planlanmamış yan etkisi olarak ortaya çıkar.”
Victor Frankl
Soğuk ve izbe bir dünya internet. En ıssız sokakta bile olmayacak kadar tehlike var burada. Hareket yok, duygu yok, aşk yok.
Size sonsuzluğu vaadeden sonsuz bir karmaşa burası. Şehir çöplüklerinde ne kadar işinize yarayacak şey bulabilirseniz burada da o kadar bulabilirsiniz ancak. Ayağa kalkın, sokağa çıkın, hareket edin!
Sadece vücudunuzu değil, beyninizi de hareketsizleştirmek için kuruldu bu sistem.
Aradığınız şey hayatın ta kendisinden. Burada yalanlara avutmayın kendinizi.
Dokunamadığınız, koklayamadığınız, tutamadığınız hiç bir şey sizin olamaz. Buranın size kafa karışıklığından ve hayal kırıklıklarından başka sunabileceği bir şey yok!
Sisteme kendinizi kullandırtmayın, siz sistemi kullanın.
İşinizi halledin ve kaçarcasına uzaklaşın buradan. Size sunabileceklerinden fazlasını aramayın. Ve ne olursa olsun buraya inanmayın.
Zaman parayla satın alamayacağınız yegane şeydir. Aşkı bile satın alabilirsiniz yeri geldiğinde, inanın bana. Burada kaybettikleriniz ömrünüz boyunca pişmanlık duyacağınız anılardan başka bir şey olmayacak! Hiç kimse size bir saniye bile ayıramayacak.
Kaçın buradan sokaklara çıkın, orada sokun başınızı belaya gerekirse. Yıpratmayın daha fazla ruhunuzu ve kendinizi. Bir monitörün başında saçma sapan görüntülerin esiri olmayın.
Kaçın buradan kaçın, kurtarın kendinizi. Popunuz büyürken düşünme yetiniz küçülmesin.
Mutluluğu veya her neyse aradığınız gerçekten arayın!
“Açlıktan ölmek üzere olan bir köpeği alır da bakar, diriltirseniz, sizi ısırmaz. Köpek ile insan arasındaki temel ayrım budur.”
Mark Twain
İçinde bolca “güzel” müziğin bulunduğu 2006 İrlanda yapımı çok sıcak ve duygusal bir drama filmi olan “Once” ı geç olsa da keşfettim. Başrollerinde Glen Hansard ve Marketa Irglova’nın bulunduğu John Carney’in ise yönetmenlik koltuğuna oturduğu film hiç bitmemesi istenen bir 85 dakika sunuyor bizlere.
Dublin’in Grafton sokağındaki genç ve yetenekli bir sokak şarkıcısının Çek Cumhuriyetinden İrlanda’ya göç eden sokakta çiçek satan bir kadının hayatına girmesiyle değişen yaşamını konu alan film başta 2008 En iyi orjinal film müziği Oscarı olmak üzere bir çok ödülle onurlandırılmış.
Filmin aldığı ödülleri bir kenara bırakırsak seyirciye verdiği haz ve izlendikten sonra bıraktığı tat gerçekten kayda değer. Basit gibi görünen bir hikayeyi kullanılabilecek en sıcak anlatım şekliyle ömür boyu unutulmayacak bir baş yapıt haline getirmiş Carney.
150 bin dolar gibi ufak bir bütçeyle çekilen filmin yapımcısına 20 milyon
dolardan fazla bir para kazandırması bir sinemacı olarak gereksiz efektlerden ve seyircinin gözünü boyamadan daha değerli şeylerin hala iş yapabildiğini göstermesi açısından sevindirici.
Filmin abartısız oyunculuklarıyla ve sade anlatımıyla birlikte öne çıkan en büyük özelliğisiyle soundtrackleri elbette. Filme kattığı anlam dışında her parça ayrı ayrı dinlenmeye değer.
Romantik komedileri sevmeyen biri bile olsanız bu filme mutlaka vakit ayırmalı ve bu filmi görmelisiniz. Bu filmi izledikten sonra kim bilir siz de benim gibi her gece bu şarkıları dinlemek isteyebilirsiniz.