Archive for July, 2008

İnternet, Kitaplar ve Televizyon

Posted on July 31st, 2008 with 0 Comments

Google‘ın mühendislerinin katıldığı bir panelde tahminlerine göre dünya üzerindeki bilgilerin yalnızca %20′sinin internette bulunduğu belirtilmişti. Başta Google ve Wikipedia olmak üzerine tüm internet devlerinin en büyük amaçlarından biri bu bilgilerin tümünü internette insanlığın hizmetine sunabilmek. Fakat teknik olarak bu pek mümkün gözükmüyor. Çünkü internet dediğimiz ağın tüm dünyayı sarabilmesi için teknik alt yapı gerekiyor ve birçok ülkede özellikle de Afrika ve Uzak Doğu ülkelerinde ağır işleyen bürokrasi bu alt yapının kurulmasına izin vermiyor.

İnternet geliştikçe ve hayatımızda yer edinmeye başladıkça çatlak sesler bundan sonra kitapların ve kütüphanelerin artık işlevini yitireceğini ve yalnızca internetten tüm bilgilere ulaşabileceğimizi söylemeye başlamıştı. Bunun pek de mümkün olmayacağı yavaş yavaş anlaşılmaya başladı. İnternet gelecekte de kitapların yerini almak yerine, kitaplarda olmayan bilgileri de sunarak onlara destek olacağa benziyor.

Aslında internet YouTube‘un da açılmasıyla beraber kitapların değil de, televizyonun ve radyonun yerini almaya başlıyor. Artık bir sanatçının(?) ün yapabilmesi için kliplerinin milyonlar tıklanması gerekiyor. Öykü&Berk örneğinde olduğu gibi internet kendini gösterebilmek için biçilmiş kaftan. Bunun yanında Google’ın internet üzerindeki reklam yayıncılığıyla kazandığı para, dünyanın birçok ülkesinde o ülkenin büyük televizyonlarının kazandığı reklam paralarını geçmeye başladı bile. Bu büyük potansiyeli farkeden bütün portallar hemen kendi Tv’lerini açtı elbette. Bunun yanında sadece internetten yayın yapan televizyonların sayıları da gün geçtikçe artmakta.

İnternetin gelecek yılları daha görsel, daha eğlenceli olacak gibi gözüküyor. Kim bilir belki de gelecekte televizyon diye birşey olmayacak…

Serbest Piyasa Saçmalığı

Posted on July 29th, 2008 with 1 Comment

Tüm dünya ülkelerinin birleşerek bu “serbest piyasa” denilen saçmalığa bir son vermeleri gerekiyor. Her şeyin fiyatını devlet belirlemeli ! Bilirkişiler satışa sunulan ürünlerin ve hizmetlerin denemelerini yapmalı ve fiyatlar buna göre belirlenmeli. İsteyen istediği fiyata satış yapamamalı. Eğer yüksek ücretli bir ürün satılıyorsa mutlaka parasının karşılığını vermeli, marka olgusu yok olmalı!

Şöyle bir fikrim var;

Malzeme fiyatı + çalışan işçilerin emek ücreti + yaratıcılık ve farklılık ücreti (satılan üründe/hizmette varsa) +sektör kâr ortalaması + vergiler, satış fiyatını belirlemeli.

Serbest piyasa savunucuları genelde rekabet ortamının fiyatları düşürüp kaliteyi yükselteceğini savunurlar. Halbuki durumun böyle olmadığı apaçık. Birazcık ismin varsa koyuyorsun istediğin etiketi paşa paşa satıyorsun. Malın kalitesini sorgulayan yok,bu rekabeti arttırmak yerine aksine rakiplerini kalitesiz ve maliyeti düşük ürünler üretmeye zorluyor kâr edebilmek amacıyla.
Bu da marka olan firmanın daha da güçlenmesine neden oluyor. Vahşi hayattaki ekosistem benzeri bir sistem oluşturmuşlar.  Büyük olan küçük olanı yutarak büyüeye devam ediyor. Bu da onlara her türlü söz hakkını sağlıyor. Müşteri seçme hakkını kullanmaktan çok kendisi için seçilmiş olanlara yönlendiriliyor….

Finans uzmanı değilim,ama bu serbest piyasa denilen meret olmasaydı daha rahat ederdik gibi…

Sinema Seyircisinin El Kitabı

Posted on July 24th, 2008 with 0 Comments

Bugün oldukça ilginç, belki de konusunun tek örneği olan bir kitabı tanıtmaya çalışacağım;Ado Kyrou’nun yazdığı “Sinema Seyircisinin El Kitabı”.

Sinema üzerine ve film çözümlemeleri üzerine belki milyon tane kitap yazılmıştır, fakat bu kitap sinema seyircisi olabilme kültürünü anlatıyor. Kitabın ilk baskısı 1957 yılında yapılmış. Tabii o günden bu yana sinema kültürü üzerinde büyük değişiklikler oldu. O zamanlarda sinema, bir sanat dalı olarak daha fazla değer görüyor ve toplumun bütün kesimleri tarafından takip edilebiliyordu. Sinemaya gitmek bugünkü gibi yalnızca “eğlence” amacından çok sanatsal etkinlik amacı taşıyordu.

Bu kitapta da tamda bu noktada, iyi bir sinema seyircisinin nasıl davranması gerektiğini oldukça eğlenceli bir dille ve çeşitli çizimlerle anlatıyor. Kısaca bir sinema adab-ı muaşeret kitabı da diyebiliriz. Gösterimden önce ve sonra yapılması gerekenler, yanınızda bulundurmanız gerekenler, yer göstericiye bahşiş verip vermemeniz gerekip gerekmeyeceği dahası koltuğa nasıl oturulacağı bile anlatılmış kitapta. Tabii ki bu konulara oldukça mizahi bir dille değinilmiş.

Bunun yanında gitmeniz gereken filmi nasıl seçmeniz gerekir, bir filmi izlerken sıkıldığınızda neler yapabileceğiniz , kız arkadaşınız hangi filme, dostlarınızla hangi filme gitmenin daha eğlenceli olacağı,ruh halinize göre hangi tür filme gitmenizin gerektiği gibi oldukça ilginç başlıklar da bulunuyor.

Sinema seyircisi olmanın ciddiyetini, sinemadan nasıl en fazla zevk alınılabileceğini, sinemadan nasıl çıkarımlar elde edilebileceğini,nasıl normal bir sinema seyircisinden bir adım daha öte bir seyirci olunabileceğini görmek ve düşünmek için harika bir fırsat bu kitabı okumak.

Yazmasam Çıldıracaktım…

Posted on July 23rd, 2008 with 3 Comments

Başlıktaki sözün sahibi hepinizin de bildiği gibi Sait Faik. Ülkemizin yetiştirdiği en büyük yazarlardan biriyle hâşâ kendimizi kıyaslayacak değiliz elbette. Fakat merak etmiyor da değilim neden yazıyoruz?
Şahsen ben “yazmasam çıldıracaktım” demiyorum,  benim yazma sebebim bir hayat belirtisi gösterebilmek. Heyy bakın insanlar, ben de buradayım,yaşıyorum diyebilmekten başka bir şey değil sanırım. Çünkü yazmak beni rahatlatmıyor, aksine acaba okunacak mı? Acaba yorumlanacak mı? gibi paronayak düşüncelere gark olmuyor değilim.

Ama günlüğümü de seviyorum, sabah uyanır uyanmaz açıyorum bazen sebepsizce izliyorum onu. Mesala bir video eklemişsem yazılarımdan birine, defalarca o videoyu günlüğümde de izliyorum.

Sonuç olarak,

Yazmasaydım çıldırabilirdim, hala çıldırabilirim…

Peki siz? Neden yazıyorsunuz?

Ben Bebekken…

Posted on July 23rd, 2008 with 0 Comments

Böyleydim;

İlgili aramalar: Çocuk - erkek heryaşta erkektir. -  komik -  video -  cocuklar -  cocuk -  bebek -  erkekler -  erkek

Günlükde Değişim Rüzgarları

Posted on July 22nd, 2008 with 0 Comments

Günlüğüm hiç istemediğim şekilde bir “Aşk Günlüğü” ne dönüştü :) Oysa ben bunu hayal etmemiştim :) Bir insanın hayatında aşk yokken çenesine vuruyor sanırım sadece aşktan bahsetmeye başlıyor. Oysa Sheakspeare’in dediği gibi “Aşktan bahsederken alçak sesle konuşunuz…” yani aşk öyle sürekli itiraf edilecek bir şey değil :)
Ey günlük! Titre ve kendine dön :)

Videos, Slideshows and Podcasts by Cincopa Wordpress Plugin