Archive for August, 2008

Şehir Dışı

Posted on August 12th, 2008 with 0 Comments

Uzun bir süre şehir dışında olacağım için yazılar aksayabilir.

Sigarayı Bıraktım…

Posted on August 8th, 2008 with 2 Comments

Günde 2,5 – 3 paket içen biri olarak sigarayı 123443. kez bıraktığımı tüm kamuoyuna açıklıyorum :) İnşallah bu sefer başaracağız tam 6 saattir bir nefes bile çekmedim! Bu bir rekor benim için…

Düzenleme: Başarısız olduk yine başladım…

Farklı Cümlelerin Hikayesi

Posted on August 4th, 2008 with 0 Comments

Ne zamandır kısa film yayınlamıyordum zamanı geldi de geçiyor :) 1984 Meksika doğumlu Alonso Alvarez Barreda’nın 2007 yılında çektiği ve 2008 Cannes Film Festivaline yolladığı kısa filmi ” The Story Of A Sign”

Aynı durumu farklı cümlelerle anlatınca bakalım ne oluyor;

Bir Gece Yarısı Düşü

Posted on August 3rd, 2008 with 2 Comments

uykuUyanıyorum, yanımda sen varsın. Bembeyaz çarşafın üstünde melekler gibi gözüküyorsun. O kadar sessiz, o kadar temizsin ki sana bakınca uyanık mıyım yoksa hala rüya mı görüyorum ayırt edemiyorum. Sana dokunmak için içim içimi yiyor, bir yandan da sana dokunduğumda bir hayal gibi yok olmandan korkuyorum. O kadar gerçek bir düşsün ki düş olduğunu kabullenmek istemiyorum.

Ayakların çarşafın dışında kalmış. Ayaklarına uzanıyorum, o kadar biçimli o kadar güzeller ki gözlerim doluyor ister istemez, ayağına bir damla göz yaşım düşünce ayaklarını birbirine sürtüyorsun. Bir kuşun kanat çırpışını hatırlıyorum. Oracıkta ölmek istiyorum, o hayatımın en mutlu anında ve cenneti ayaklarının altında bulmak istiyorum.

Komidinin üstünde geceden kalmış çikolatalarımız var sana almışım erimişler, dudaklarının kenarlarına sürüyorum uyanır uyanmaz güne güzel başlaman için.

Sana kahvaltı hazırlayıp yatağa getiriyorum. Ayaklarını öpüyorum. Gözlerini aralıyorsun, odam ışık doluyor. En sıcak gülümsemenle saçlarımı okşuyorsun. Dudaklarındaki çikolatanın tadını alıp gözlerin ışıldıyor. Üstünde tüm gece sürmüş bir sevdanın yorgunluğu gözlerini açamıyorsun. Gözlerinden uykuyu dudaklarımla alıyorum. Arkana bir yastık koyup ellerimle kahvaltını yediriyorum. Gülümsüyorsun, içime umut doluyor. Sana hiç duymadığın bir şarkıyı fısıldıyorum başını göğsüme yaslıyorsun, sıcaklığınla hayat buluyorum. Saçlarını okşuyorum uzun uzun. Gözlerini kapatıp sımsıkı sarılıyorsun bana bir daha hiç bırakmayacakmış gibi. Tekrar uykuya dalıyorsun kucağımda, içindeki huzur yüzünden belli. Bense dünyanın en mutlu adamıyım ve kalbimi durdurmak istiyorum o an atarken seni uyandırmasın diye…

fotoğraf:http://rhies.deviantart.com/art/Sleep-50329213

Yalnız Yaşama Sanatı…

Posted on August 1st, 2008 with 3 Comments

Üniversite bahanesiyle ailemden ve doğduğum şehirden uzaklaşalı 6 yıl olmuş.

Dile kolay.

İlk gençlik yıllarımda yalnız kalmaya bayılırdım, geç vakitlere kadar yalnız başıma içmeye sonra eve gidince odama kapanmaya. Yalnızlık çok eğlenceli ve karizmatik birşeymiş gibi geliyordu bana, ah şu kovboy filmleri…

Yalnız yaşamaya başladığımda ise kazın ayağının pek de öyle olmadığını anlamaya başladım. Meğer evde birilerinin olması mutlaka şartmış. Yeri geldiğinde iki çift laf edebileceğin, atışıp şakalaşabileceğin, bir bardak su isteyebileceğin hatta daha da konuyu dramtikleştireyim kapıyı anahtarla açma gereksinimi duymadan zile bastığında kapıyı açacak birinin olması…

Bunların değerini elindeyken anlıyamıyorsun tabii. “En güzel sanat, yaşama sanatıdır”, diyerek yalnız başına yaşamayı öğrenmeye başlıyorsun. Temizlik yapmayı, yemek yapmayı, çamaşır yıkamayı…

Aralarında yemek mevzusunu bir kenara koymak gerekiyor yalnız. Çünkü aralarında tek zevk aldığım şey o. Çalışan bir annem olduğu için lise yıllarında da öğle yemeklerini kendim hallederdim ama tamamen yalnız yaşamak ve özellikle akşam yemeklerini kendi elinle pişirmek paha biçilemez bir keyif. Yumurtaydı, makarnaydı, pilavdı derken bir baktım ki hemen hemen bütün yemekleri biliyorum. İmam bayıldı yap deseniz oturup yapabilirim o kadar yani. Hepsi bir yana iyi yemek yapmanın sırrını öğrendim, size de vereyim bol salça, bol baharat; olursun sen de hamarat şeklinde uysa da olur uymasa da olur bir cümleyle paragrafı sonlandırıp yeni paragrafa geçelim.

Bu yeni paragrafda yalnız yaşamanın maddesel(dokunulabilir) yanlarını bir kenara bırakıyorum.

Acıyla hissettim ki kumanda ve kanal kavgası yapmadan televizyon izlemenin hiçbir tadı yok. Gazeteyi dağıttığı için kızmadan kardeşime sabah gazetesinin hiçbir zevki yok.
Annemin hazırlamadığı tüm kahvaltılar tadsız. Çukurovamda sabah kahvaltısında içtiğim portakal sularının tadı burdaki en lüks restoranların menülerinde yok. Kahvaltı sonrası kahvem muhabbet edecek kimseler olmadıkça keyifsiz, heyecanlı bir şekilde rüyalarımı anneme ve kardeşime anlatmadıkça rüya görmenin bir anlamı yok. Ve babamın her sabah cüzdanından çıkarıp verdiği harçlığı harcamanın tadı milyarlarda yok.

Uzunca bir süre yalnız yaşayınca insan önce özlemeyi öğreniyor. Olur olmadık şeyleri özleyebiliyorsun. Yıllarca elinin altında duran ve senin farketmediğin şeyleri ellerinin altındaki boşluğun soğukluğunu hissedince farkediyorsun.

Özlemeyi öğrendikten ve acısını çektikten sonra ikinci aşamaya geçer yalnız insan;idare etmek. Artık yetinmeyi öğrenirsin ve o güzel şeylerin çok uzakta kaldığını anımsadıkça acı çekmenin değil gülümsemenin gerektiğini öğrenirsin.

İdare etme sürecini de yaşadıktan sonra kabullenme süreci başlar. Elinin altındaki her şey artık sana vakit geçirtebilir, filmler, tv, kitaplar, internet, oyunlar. Artık idare ettiğin şeylerin hiç yaşanmadığını varsaymaya başlarsın. Yoktur dünlerdeki mutluluğun ve hiç olmamıştır. Sana işte bu mutluluk denilen ve önüne sunulan her şeyin mutluluk olduğunu sanarsın.

Oysa değildir ve bunu farkettiğinde yeniden uzun ve sancılı bir dönem seni bekler. Uykular kaçar, geceler gündüze gündüzler geceye bağlanır. Sürekli düşünür durursun tâki zihnin yorgun düşene dek.

Bir gece durduk yere hala hayatta olduğunu anlarsın. Sanki yeniden doğmuşcasına bir mutluluk dolar içine, sabaha karşı vurursun kendini yollara en fiyakalasında bir ıslıık tutturursun biraz denize bakarsın, bir yerlerdeçay filan içer evine dönersin.

Ve film başa sarar, özlemeye başlarsın.

Yalnız yaşama sanatını öğrenebilmen için çekirge ve elbette bu büyük metropolün tüm pisliklerinden , vahşi yaşamın çok katlı plazalarından korunmak için çelik gibi sinirlere, sağlıklı bir vücuda, neşeye ,keyife ve en önemlisi “İşte geldik gidiyoruz…” felsefesine sahip olman gerekir.

*fotoğraflar:

http://dangerousllama.deviantart.com/art/dont-leave-3058457

http://liviu-terinte.deviantart.com/art/Alone-In-The-Night-70153986

1903.Biz Açıldı!

Posted on August 1st, 2008 with 0 Comments

Bundan sonra futbol yazılarımı burada yayınlamayacağım. Yeni bir Beşiktaş sitesi açarak artık oradan yorumlarıma devam etme kararı aldım. Bunun yanında yalnızca benim yorumlarım olmayacak elbette. Klubün içerisinden haberlere yer vereceğim. Gerek menajer arkadaşlardan gerekse spor muhabiri arkadaşlardan haberlerin kaynaklarına ulaşmaya çalışacağım. Bir de taraftar bölümü açarak video, resim gibi taraftarların ulaşmak istediği materyalleri sunmaya çalışacağım.

Futbol medyasının böylesine kirlendiği ve Beşiktaş hakkında amaçlı haberlerin çıktığı bir dönemde inşallah takımıma faydalı olmayı bu şekilde başarabilirim.

Deneme amaçlı olarak worpress alt yapısı ve hazır bir tema ile yola çıktım. Malum çok zor bir alan çünkü. İlerleyen günlerin ne getireceği ve kafamdakileri ne kadar yapabilirim bilemiyorum ama verim sağlanması durumunda bu siteye yatırımlar yapabilirim.

Site öneri ve eleştirilerinize açıktır.

1903.Biz

Videos, Slideshows and Podcasts by Cincopa Wordpress Plugin