Archive for December, 2008

Yılbaşında İzlenilesi Filmler

Posted on December 29th, 2008 with 2 Comments

pere-noelHerkesin yıl başı anlayışı farklı elbette, benim hem doğum günüm olmasından dolayı hem de hep önemli bir gün olarak kabul etmemden dolayı yılbaşı günleri benim için de özeldir. Fakat hiçbir zaman yılbaşı gününü sınırsızca doyasıya eğlenilmesi gereken bir gün olarak görmemişimdir. Ben de yabancı filmlerdeki gibi aileyle ve birkaç özel insanla huzur içinde geçirilmesi gereken güzel bir gün olduğunu düşünüyorum.

Fakat ne yazık ki bu yılbaşını ailemden yaklaşık 1000 km. uzakta bir şehirde geçireceğim. İstanbul’da dışarıda olmayı istemeyeceğin tek gece hangisi deseler, yılbaşı gecesi derim sanırım. Bu yüzden evde yüksek ihtimalle tek başıma elimde viskim sobamın başında birkaç da güzel mezeyle beraber merhaba diyeceğim yeni yaşıma ve yeni yıla. Ve elbette ki bir film eşlik edecek bu özel geceye…

Peki hangi film?
Continue Reading →

Işığın Gücü, Johannes Vermeer

Posted on December 24th, 2008 with 0 Comments

Vermeer birçok sanat tarihçisi tarafından ışığın gücünü en iyi kullanan ressam ve ilk sinematograf olarak kabul edilmektedir.

Ömrü boyunca fakir ve kötü bir yaşam sürmesine rağmen başyapıtını satmayacak kadar gururlu ve mağrur bir sanatçıdır Vermeer. O kadar fakirdir ki 21 yaşında evlenince kaynanasının evine yerleşir ve hayatını orada doğacak 11 çocuğuyla beraber geçirir.

Bu çok sesli ve huzursuz yaşama rağmen Vermeer’in resimleri insanda bir sessizlik ve huzur duygusunun hakim olmasını sağlar. Bir Vermeer resminin karşısına geçtiğinizde ona bakmak bakmak ve size anlatacaklarını dinlemek istersiniz, sanki o an hiç bitmeyecek gibidir ve resimdeki karakterler her an sizinle yaşama devam edecek gibidir.
Continue Reading →

Şarap Sen ve Ben

Posted on December 22nd, 2008 with 0 Comments

En sevdiğim şarabı aldım, en sevdiğin yemeği yaptım. Çeşit çeşit peynirler çeşit çeşit çerezler koydum masaya mum hazır, en sevdiğin şarkı çalıyor, sen yoksun, gelmeyeceksin.

Şarabı içtim, yemeği yedim. Gelmeyeceksin…

Çayımı içiyorum, birazdan en sevdiğin filmi izleyeceğim. Sen gelmeyeceksin.

Nefes alamıyorum, gelmeyeceksin…

Başım dönüyor, sigaram bitti, gelmeyeceksin…

Sana şiirler yazacağım birazdan, gelmeyeceksin…

Issız “Adamlar”

Posted on December 16th, 2008 with 2 Comments

Kadın gider,
Adam kalır,
“Adamsa elbette…”

Çağan Irmak’ın “Issız Adam” filminin sevilmesinin en önemli nedeni bence bu düşünceyi anlatan ender filmlerden biri olması. Her kadın terkedildiğinde asla unutulmamayı hayal eder, eski sevgilisinin son aşkı olmayı dönmek istediği zaman bir köşede çaresizce onu bekleyen bir erkek olmasını diler, oysa o yaşamına devam eder kariyeri gelişmeye devam eder, başka adamdan çocukları olur, başka ülkelere taşınır. Başka hayatlarda aynı aşkı yaşamaya devam eder.
Continue Reading →

Radyo Voyage ve Mutluluk

Posted on December 15th, 2008 with 2 Comments

Bir süredir kendimi bir parçası gibi hissettiğim bir mutluluktan bahsetmek istiyorum sizlere, sizler de bu mutluluğun bir parçası olun diye :)

Tabii hepinizin aklına ilk olarak hangi tarz müzik çaldıkları sorusu gelmiştir. Bunun tek bir cevabı yok aslında ağırlıklı olarak New Age ve Soundtrackler kulaklarımızı okşasa da dünyanın herhangi bir yerinden etnik bir parçayla veya bir klasik batı müziği örneğiyle de her an karşılaşmanız mümkün. Radyonun deyimiyle dünyanın müziğine, benim deyimimleyse yaşanmış ve yaşanacak olan anılara yolculuk için www.radyovoyage.com adresinden 7 gün 24 saat ulaşabilirsiniz.

Ve işte yaklaşık 1 yıldır yanımda olan Voyage’ım bizi Cuma akşamı Farid Farjad konseriyle mutlu etti , konser hakkında  söylenebilecek çok fazla şey yok aslında. Sonuçta Farid Farjad dokunuyor tellere. İstanbul Kültür Üniversitesi’nde düzenlenen konserde şunu bir kez daha anladım ne yazık ki; millet olarak henüz salonda nasıl konser dinlenir bir fikrimiz yok. En üst sıralarda oturduğum için rahatlıkla alt kattaki dinleyicileri de görebiliyordum, ama ne yazık ki herkesin elinde bir fotoğraf makinesi, cep telefonu kayıt çılgınlığı içerisinde olduğunu canım sıkılarak gördüm. Zaten Farid Farjad sürekli patlayan flaşlardan rahatsız olduğunu bildirdi. Benim anlamadığım İstanbul Kültür Üniversitesi, neredeyse şehrin dışında sayılır, insan oraya kadar sadece müzik dinlemeye gelir ne diye çıplak gözlerle görme keyfini merceklerin arkasından bakma soğukluğuna değişiyorlar anlamıyorum. Yani yarın bir gün birine orada olduğunu ispatlamak bu kadar mı önemli, veya anıları zihnimizde güzel kılan zaten zamanın uğrattığı defermasyonlar değil mi? Her neyse olumsuz kısımları bir yana bırakalım.

Öncelikle İstanbul Kültür Üniversitesi’nin salonu gerçekten akıllıca tasarlanmış  şık ve samimi bir mekandı, akustiği hakkında şüphelerim olsa bile ve ses sistemlerinin biraz yetersiz kalmasına rağmen son derece zekice tasarlanmış olması ve insanda yarattığı sıcak duyguyu ilk adımınızı atar atmaz hissediyorsunuz. Farid Farjad da keza bizden biri gibi samimi bir şekilde karşıladı bizi, ayrıca Farid Farjad’ı yakından biraz Roberto Benigni’yi benzetttim.

Farjad bizleri pianonun başındaki Abdi Yamini ( umarım yanılmıyorum) ile bizi konserin ikinci yarısının hemen başında bir 10 dakika kadar yalnız bıraktı. Hani burnunuz bir kokuya alıştığında arada kahve koklarsanız ve yeniden koklarsınız, adeta bu duyguyu kulaklarımızla yaşadık.  Farjad “Dom Dom Kurşunu” ile Aşık Mahzuni’ye selam gönderdikten sonra yine  herkes için tanıdık bir ezgi olan Sarı Gelin’le de seyirciyle biraz daha yakınlaştı.

Bu arada Farjad, Türkçe olarak yalnızca “merhaba” ve “çok teşekkür” demesini biliyormuş.

Videos, Slideshows and Podcasts by Cincopa Wordpress Plugin