Bir süredir kendimi bir parçası gibi hissettiğim bir mutluluktan bahsetmek istiyorum sizlere, sizler de bu mutluluğun bir parçası olun diye :)
Tabii hepinizin aklına ilk olarak hangi tarz müzik çaldıkları sorusu gelmiştir. Bunun tek bir cevabı yok aslında ağırlıklı olarak New Age
ve Soundtrackler kulaklarımızı okşasa da dünyanın herhangi bir yerinden etnik bir parçayla veya bir klasik batı müziği örneğiyle de her an karşılaşmanız mümkün. Radyonun deyimiyle dünyanın müziğine, benim deyimimleyse yaşanmış ve yaşanacak olan anılara yolculuk için www.radyovoyage.com adresinden 7 gün 24 saat ulaşabilirsiniz.
Ve işte yaklaşık 1 yıldır yanımda olan Voyage’ım bizi Cuma akşamı Farid Farjad konseriyle mutlu etti , konser hakkında söylenebilecek çok fazla şey yok aslında. Sonuçta Farid Farjad dokunuyor tellere. İstanbul Kültür Üniversitesi’nde düzenlenen konserde şunu bir kez daha anladım ne yazık ki; millet olarak henüz salonda nasıl konser dinlenir bir fikrimiz yok. En üst sıralarda oturduğum için rahatlıkla alt kattaki dinleyicileri de görebiliyordum, ama ne yazık ki herkesin elinde bir fotoğraf makinesi, cep telefonu kayıt çılgınlığı içerisinde olduğunu canım sıkılarak gördüm. Zaten Farid Farjad sürekli patlayan flaşlardan rahatsız olduğunu bildirdi. Benim anlamadığım İstanbul Kültür Üniversitesi, neredeyse şehrin dışında sayılır, insan oraya kadar sadece müzik dinlemeye gelir ne diye çıplak gözlerle görme keyfini merceklerin arkasından bakma soğukluğuna değişiyorlar anlamıyorum. Yani yarın bir gün birine orada olduğunu ispatlamak bu kadar mı önemli, veya anıları zihnimizde güzel kılan zaten zamanın uğrattığı defermasyonlar değil mi? Her neyse olumsuz kısımları bir yana bırakalım.
Öncelikle İstanbul Kültür Üniversitesi’nin salonu gerçekten akıllıca tasarlanmış şık ve samimi bir mekandı, akustiği hakkında şüphelerim olsa bile ve ses sistemlerinin biraz yetersiz kalmasına rağmen son derece zekice tasarlanmış olması ve insanda yarattığı sıcak duyguyu ilk adımınızı atar atmaz hissediyorsunuz. Farid Farjad da keza bizden biri gibi samimi bir şekilde karşıladı bizi, ayrıca Farid Farjad’ı yakından biraz Roberto Benigni’yi benzetttim.
Farjad bizleri pianonun başındaki Abdi Yamini ( umarım yanılmıyorum) ile bizi konserin ikinci yarısının hemen başında bir 10 dakika kadar yalnız bıraktı. Hani burnunuz bir kokuya alıştığında arada kahve koklarsanız ve yeniden koklarsınız, adeta bu duyguyu kulaklarımızla yaşadık. Farjad “Dom Dom Kurşunu” ile Aşık Mahzuni’ye selam gönderdikten sonra yine herkes için tanıdık bir ezgi olan Sarı Gelin’le de seyirciyle biraz daha yakınlaştı.
Bu arada Farjad, Türkçe olarak yalnızca “merhaba” ve “çok teşekkür” demesini biliyormuş.