Archive for the ‘Sanat’ Category

Mommo Kız Kardeşim

Posted on November 6th, 2009 with 3 Comments

kiz-kardesim-mommo Atalay Taşdiken’in gerçek bir yaşam öyküsünden uyarlayarak yazıp yönettiği “Mommo Kız Kardeşim” i geç de olsa izledim. Genel olarak abi kardeş hikayeleri beni etkilesede bu film de bahsettiğim yüce duygudan fazlası vardı. Ülkemizin belki de hiçbir zaman kapanmayacak ve diğer birçok ülkede de yaşandığından emin olduğum bir yaranın üzerine basıyor Taşdiken.

Öksüz kalan ufak yaşlardaki iki kardeş, babalarının başka bir kadınla evlenip iç güveysi olarak ayrılmasından sonra sakat ve ölmek üzere olan dedelerinin yanında hayatta kalmaya çalışıyorlar. Henüz ilk okul çağlarındaki iki küçük çocuk ve kendilerinden başka hiç kimseleri yok.

O kadar bizden bir ortam yaratmış ki Taşdiken sanki bir yerden tanıyoruz bu çocukları, son derece doğal ve gerçekçi diyaloglarla son derece yalın ve gerçek bir sinema dili kullanarak ajitasyon ve arabeske hiç bulaşmadan anlatmak istediklerini çok güzel bir şekilde anlatmış. Filmi izlerken sık sık boğazınız düğümleniyor ve gözleriniz doluyor ister istemez.

Mommo, Konya civarinda çocukları korkutmak amacıyla uydurulan efsanelerden biriymiş kısaca “öcü” demekmiş. Aslında filmin adına neden eklenmiş anlamakta zorlandım çünkü film boyunca fazla ön plana çıkmayan bir durum bu.  Ve bu iki çocuğun aslında Mommo dan çok daha büyük sorunları var. Çok önemli bir ayrıntı olmasa da aklıma takıldı ister istemez.

Ülkemizin sıcak kanlı sinemacılarının böylesine duygusal konularda bile böylesine duru diller kullanmaya başlamaları, yine bu ülkenin bir sinemacısı olarak sevindiriyor ve umutlandırıyor beni. Çok geç kalmış bir öneri olsa da bu filmi mutlaka edinip izlemenizi öneriyorum.

2019

Posted on October 11th, 2009 with 0 Comments

2019 Ekim ayı geldi tiyatrolar perdelerini açmaya paşladı, biz de sezonu 2019 u izleyerek açtık. Tiyatroya duyduğum özlemin yanında Ferhan Şensoy’u sahnede görmeyi de ayrı bir özlemişim. Bu yüzden benim için harikulade bir akşam oldu. Usta sahneye çıktı ve “Yıl 2019 ben hiç yaşlanmamışım” repliğiyle oyunu açtı. Elbette usta, demek geçti sadece içimden. Ve Ferhan Şensoy’un tüm oyunlarında olduğu gibi ağlanacak halimize gülmeye hazırladım kendimi.

Yıl 2019 ve biz hiç yaşlanmamışız.

Oyun 2019 Türkiye sinde geçiyor ve eğer uyanmazsak halimizin nice olacağını gösteriyor.  Muhalefet yapmak son zamanlarda öylesine bayağı öylesine sıradan ve ezbere olmaya başladı ki doğrusu geleceğimiz üzerine yeniden sağlıklı düşünebilmek için Ferhan Şensoy gibi en zeki muhaliften bir ders almam gerekiyordu. Artık bütün o tartışmaların, kanıtların, belgelerin, teorilerin içi boş olduğunu düşünüyordum, haklıydım da. Muhaliflik Ferhan Şensoy’un yaptığı gibi olmalı. Çekinmeden, gözlerini kırpmadan, sözünü esirgemeden tak diye söyleyebilmeli içinden geçenleri.

Ortaoyuncular da bir oyun izlerken ilk amaç eğlenmek olsa da oyunun genelinde çok eğlendiğimizi ve kahkahalara boğuldumuzu söyleyemeyeceğim. Fakat Erkan Üçüncü öylesine döktürüyor ki oyuna çok farklı ev eğlenceli bir tat katıyor. Mutlaka gidilip görülmesi üzerine düşünüp tartışılması gereken bir oyun 2019. Oyun bittikten sonra benim düşünmem gereken başka bir konu daha vardı. Gereğinden fazla boş koltuklar… Nereye gitti bu tiyatro seyircisi?

Işığın Gücü, Johannes Vermeer

Posted on December 24th, 2008 with 0 Comments

Vermeer birçok sanat tarihçisi tarafından ışığın gücünü en iyi kullanan ressam ve ilk sinematograf olarak kabul edilmektedir.

Ömrü boyunca fakir ve kötü bir yaşam sürmesine rağmen başyapıtını satmayacak kadar gururlu ve mağrur bir sanatçıdır Vermeer. O kadar fakirdir ki 21 yaşında evlenince kaynanasının evine yerleşir ve hayatını orada doğacak 11 çocuğuyla beraber geçirir.

Bu çok sesli ve huzursuz yaşama rağmen Vermeer’in resimleri insanda bir sessizlik ve huzur duygusunun hakim olmasını sağlar. Bir Vermeer resminin karşısına geçtiğinizde ona bakmak bakmak ve size anlatacaklarını dinlemek istersiniz, sanki o an hiç bitmeyecek gibidir ve resimdeki karakterler her an sizinle yaşama devam edecek gibidir.
Continue Reading →

Sinema Bölümleri

Posted on July 11th, 2008 with 41 Comments

BU KONUYU YORUMA KAPATIYORUM LÜTFEN İLETİŞİMLE DE BU KONU HAKKINDA SORU SORMAYIN ARTIK CEVAPLANACAK HERŞEY CEVAPLANDI ZATEN.

Her sene bu yazıyı yazayım derim derim unuturum, üniversitelerde tercih dönemi geçtikten sonra da yazmayı gereksiz bulup vazgeçerim. Bu sene işimizi sağlama alalım :)

2003 yılında sinema sevdasıyla yanıp tutuşurken ve bütün sinema bölümlerine girebilecek puanı tutturmuşken yana yakıla hangisinin en iyi sinema bölümü olduğunu araştırmak için çırpınmış fakat bir sonuca ulaşamamıştım çünkü bu konu hakkında bilgisi olan yoktu yine de biraz da şansımın yardımıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi‘ni seçerek doğru bir tercih yapmıştım. Hala internette ve diğer yazılı kaynaklarda bu konuyla ilgili çok fazla materyal bulunmadığını göz önüne alırsak bu yazıyı yazmak için geç kalmış sayılmam.
Öncelikle şu soruyu yanıtlayayım;

-İletişim fakültelerindeki Radyo- Tv Sinema bölümleriyle Güzel Sanatlar fakültelerindeki Sinema-Tv bölümlerinin farkı nedir?

İletişim fakültelerindeki eğitim daha çok Tv’de çalışmak üzerinedir. Sanat kaygısından nispeten uzak Televizyonlara personel yetiştirme amaçlı bir eğitim vermektedir.  İletişim fakültelerinde alacağınız eğitim eğer hayaliniz sinema üzerineyse sizin için hayal kırıklığı olacaktır.

Güzel sanatlar fakültelerindeki Sinema eğitimi ise tamamen bir sinema sanatçısı yetiştirmek üzerinedir. Eğer yönetmen, senarist, görüntü yönetmeni gibi mesleklerse hayaliniz sizin için doğru tercih güzel sanatlar fakülteleri olacaktır.

-Peki hangi okul?

Ülkemizde en çok kabul gören ve en doyurucu sinema eğitimini alabileceğiniz ilk adres Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema-Tv merkezidir. Çünkü Mimar Sinan’da alacağınız sinema eğitimi Sinema tarihinin tamamen kendisinden olacak. Yani çocukluğunuzdan bu yana filmlerini izlediğiniz yönetmenler tarafından bu eğitimi alacaksınız, başka okullardaysa ne yazık ki kitaplarda ve belgesellerde görebileceksiniz bu ünlü yönetmenlerin isimlerini. Örnek vermek gerekirse, Prof. Sami Şekeroğlu, Duygu Sağıroğlu, Memduh Ün, Serdar Akar, Feyzi Tuna,Tevfik İsmailov gibi ünlü sinemacıların yanı sıra Cem Odman, Alev İdrisoğlu gibi sinema alanında ünlü ve saygı değer akademisyenler ve Uğur İçbak, Mehmet Aksın gibi ünlü görüntü yönetmenlerinden sinema sanatını eğitim içinde üretim-üretim içinde eğitim felsefesiyle öğrenme şansını yakalayabilirsiniz. Burada alacağınız eğitimin %99′u salt sinema üzerine olacaktır, her ne kadar Sinema-Tv olarak geçse de Televizyonla uzaktan yakından alakası yoktur. Türkiye’nin ilk ve en büyük sinema arşivinin içinde günümüz Hollywood sinemasında bile kulanılmaya devam eden ekipmanlarla ve hepsinden önemlisi Türkiye’nin en büyük yönetmenleriyle film çekerek bundan sonraki hayatınızı sadece sinema üzerine kurmak istiyorsanız sizin için yegane tercih olabilir. Fakat bu okula girerseniz hayatınızın en az 6-7(iyimser rakamlardır :) ) yılını mezun olmak için harcamayı da göze almanız gerekmekte ayrıca Balmumcu’da bulunan kampusun ve okuldaki aile ortamının üniversite yaşamından biraz uzak ve dış dünyadan biraz izole olduğunu da eklemeliyim. Her şeyim sinema arkadaş! diyemiyorsanız buraya gelmenizi önermem.

İkinci tercih olarak Bilgi Üniversitesi söylenebilir. Zira özel ünversite şartları, yaptığı etkinlikler, sahip olduğu imkanlar ve eğitim kadrosu gözardı edilemeyecek kadar iyi bir üniversite.  Sektörde bilinirliği yaygın ve eğitimine güvenilen üniversitelerden biri. Orada okuyan arkadaşlarımızdan henüz şikayet edenine rastlamadım.
Sektörde bilinirlik açısından bakarsak daha sonra Ege Üniversitesi,9 Eylül ve Marmara üniversiteleri geliyor. Marmara Üniversitesinin Sinema-Tv bölümünün bulunduğu kampusunu gezip oradaki öğrencilerle sohbet etmiştim genel olarak öğrenciler aldıkları eğitimden memnun olsalarda ellerindeki imkanların ne yazık ki çok kısıtlı olduğunu gördüm ve o kısıtlı imkanlarda ne kadar sinema eğitimi verilebilir şüphelerim var ne yazık ki.

Ege Üniversitesi ve 9 Eylül Üniversitesi, Sinema-Tv bölümlerini gezme şansım olmadı oradan kimseyle tanışma ve konuşma fırsatım da olmadı ne yazık ki. Ama Çağan Irmak gibi bir yönetmen çıkarmaları bile bence tek başına referans sayılabilir.

Bir de unutmamamız gereken Anadolu Üniversitesi var, bence Eskişehir bir öğrencinin öğrenciliğini yaşayabileceği en güzel şehir. Ama hem sinema okuyup hem İstanbul’dan bu kadar uzak olmak büyük bir dezavantaj çünkü malumunuz sinema sektörünün başkenti İstanbul.

Elbette bilmediğimiz iyi özellikleri olan ve Sinema eğitimi veren başka üniversiteler de vardır. Fakat Şahsen geriye kalan üniversiteleri kesinlikle önermem.

Şiirin ve Kadının Ressamı Modigliani

Posted on May 25th, 2008 with 3 Comments

modiglianiBenim biricik ressamım Modigliani‘dir. Hayatıyla, duruşuyla, sanatıyla benim için en tepe noktadadır. Hatta bir gün filme almayı düşündüğüm hayatını Mick Davis benden önce doğma ve Los Angeles’ta olma avantajını kullanarak 2004 yılında filme almıştır ve hayallerimi biraz suya düşürmüştür. Yine de yönetmen olarak çok başarılı olmasa da oyuncularının parmak ısırtan performansı ve mükemmel senaryosuyla izlenmeye değer bir filmdir. Filmi izleyince Picasso‘nun karakteri hakkında şüpheler duymaya başlayabilirsiniz :) (Filmi henüz görmemiş olabileceğinizi ve görmek isteyeceğinizi düşünürek filmle ilgili bilgiler ve ayrıntılar yazının devamında yoktur, rahatlıkla okuyabilirsiniz.)

1984 yılında Livorno’da doğan Modigliani, hayatı boyunca şansızlıkları yaşayan ve acının hayatından hiç eksilmediği bir adamdır. Daha çocuk yaşlarında tifo ve akciğer hastalıkları gibi ömrü boyunca peşini bırakmayacak birçok rahatsızlıkla başlar şanssızlıkları.

Onun hayatını iki kısımda anlatabiliriz. Öncelikle İtalya’da devam eden hayatı ve 1906 yılıyla birlikte ressamın Paris’teki yaşamı. İtalya’da çeşitli sanat okullarında eğitim gören fakat bu eğitimi yetersiz bulan Modigliani, sanatını geliştirebileceği yegane şehrin Paris olduğunu düşünmektedir. Gerçektende sanatı burada harmanlanmaya başlar. Başta o günler hayatının son dönemlerini yaşamakta olan Cezanne olmak üzere, aynı dönem Paris’te yaşayan Picasso, Soutine, Chagall gibi ressamlarla beraber Modigliani de kendi efsanesini yaratmıştır.

O kadınların ve aşkın ressamıdır. Arka planı çok önemsemez, hayatı boyunca şiire düşkün bir ressam olmanın getirisi olarak her zaman biraz şiir kokar resimleri. NU ve portre olarak çizdiği resimlerinde kadınlara bakışı, tabloya hislerini yansıtışı, dinginliği hem kullandığı renklere hem de kompozisyonlarına yoğun bir şekilde yansımıştır.

Bu pazar sabahı size kısaca sevdiğim bir ressamdan bahsetmek istedim. Herkese mutlu Pazarlar…

Ahmet Çağrı Özsema

Resimlerinden birkaç örnek ve daha ayrıntılı bilgilere ulaşabileceğiniz adresler;

http://www.modigliani-amedeo.com/

http://en.wikipedia.org/wiki/Amedeo_Modigliani

http://www.artcyclopedia.com/artists/modigliani_amedeo.html

Videos, Slideshows and Podcasts by Cincopa Wordpress Plugin