Küçüğüm

Posted on January 5th, 2011 with 1 Comment

Gözlerin değmiyordu gözlerime, yorgundun, korkuyordun.

Bir kır çiçeği gibi en ufak rüzgarla titriyordu avuçlarımda ellerin. Benimse içimde fırtınalar kopuyordu, dışarıdaki yağmur da neymiş? Ellerin yanağıma dokundu, üşüdün mü dedin? Üşümek dedim senin yanında üşümek…

Sustum sonra. Tüm kelimelerden kutsaldı yaşadığımız. İçimden bir ben çıkmak istiyordu, tüm dünyaya, tüm yorgun, mutsuz insanlara inat sana sarılmak seni kucaklamak, mutluluktan ağlamak. İçimden bir ben çıkmak istiyordu, baştan başa sen.

Yaşamamıştık hiç, içimizdeki  naif ezgi çirkin şarkılar içinde kaybolmuştu. Sessimiz sessizliğimiz olmuştu bir vakit sonra. Vakit geçiriyorduk sadece bu anlamsız dünyada. Soğukta titreyen bir kedi gibi bir köşeye çekilmişti yüreğin, hiç kimsenin duymadığı çığlıklar atıyordun ağzını bile açmadan.  Duyuyordum.

Aramıza geçmişten örülü bir duvar çekip gelecek korkusu denilen dikenli tellerle üstünü örtüyordun. Benden koruduğunu düşünüyordun kendini. Oysa hazırdım çırılçıplak o duvarları yıkmaya ve sen de istiyordun o duvarların yıkılışını izlemeyi. Gülümsedim, küçüğüm dedim içimden hazırım seninle savaşmaya.

Sonra gözlerini kaldırdın usulca, bu anı kaçırmamalıydım, telaşlı bir şekilde gözlerin gözlerime değdi. Nerede kaldın, der gibi bakıyordun. Hiçbir yerdeydim. Ama şimdi seninleyim.

Futbol ve Sinema ya da Sinema ve Futbol

Posted on November 28th, 2010 with 0 Comments

Dünyanın neresinde olursa olsun hemen herkesin ilgisini çeken iki tutku olan futbol ve sinemanın yolları elbette defalarca kesişmiştir. Birçok filmde futbol hikayenin ana konusu olduğu gibi arkaplanda önemli bir öğe olarak da beyazperde de meşin yuvarlak sık sık karşımıza çıkmıştır. Bu iki tutku iyi bir yönetmenin elinde ustaca birleştirildiğinde elbette tadından izlenilmez bir hale geliyor ve koltuklarımızda mest olurken buluyoruz kendimizi. Bu yazımda sizlerle futbol temalı veya içinde yoğun şekilde futbol barındıran en beğendiğim filmlerden bahsedeceğim. Continue Reading →

Merhaba Yeni Hayat!

Posted on October 2nd, 2010 with 3 Comments

Bir şeyleri değiştirmek istiyorsan kendinden başlamalısın. Nasıl ki hayat olması gerektiği gibi değil olduğu gibi, sen de kendini kabullenmeli, hayatın bazı gerçeklerini reddetmemelisin. Bu hayatta tek bir şansımız var sonuçta ve bir çok bilet tek yön aslında.

O zaman duyduğun tüm seslere sus deyip, kendinle başlamalısın. Geçmiş artık geçmeli, bakmamalısın geriye, arkanda gözlerin yok senin. Kaybettiklerin, vazgeçtiklerin, yarım kalanlar, affetmediklerin…

Önce kendini affetmelisin, hiçbir hata alıkoymamalı seni yenilerini yapmaktan. Unutma tüm bu dünya sonsuz bir dönüşüm, başka bir şey değil ve sonsuza kadar değil hiçbir şey.

Yola çık! Göreceksin sana bütün yollar açık! Koyma valizine geçmişten hiçbir şey. İçindekilerle yürü sadece.

Gitti mi? Gitsin.
Bitti mi? Bitsin.
Sen yanında hiçbir şey olmasa bile sensin!

Bulunduğun yere bak, yanındakilere bak! Vazgeçemeyeceğin ne var bu hayatta? Hangi evet, asla hayır olmayacak? Hangi hayır, bir gün evet olmayacak? Beynine taktığın bütün deneyim prangalarını çıkar. Unutma mezarlıklar vazgeçilemeyecek insanlarla dolu. Bu yolculukta hiçbirine ihtiyacın olmayacak.

Evet, yalnızca aptallar aynı şeyi yapıp farklı sonuçlar bekler, ama yalnızca aptallar mutludur belki de. Sen aptal değilsin, belki de öylesin. Söyle bana geçmişe demir atmak aptallık değil de ne? Hangimiz aptallık yapmıyoruz en dikkatli anlarımızda bile?

Hepimiz yalnızız. Bunda sıkılacak bir şey yok. Kim olursa olsun yatağında, gözünü kapadığın an yalnızsın, kiminle oturursan otur sofraya, yalnızca kendi yediklerinle doyarsın.

Korkma kendinden. İtiraf et diğerlerinden çok da farklı olmadığını. Yaşanmışlıklar, yaşanacaklar kim bilir kimin kurgusu? Üzülmek niye, bu sessizlik neden? Kalk ayağa, herkes kadar herkessin işte, herkes ne kadar kendiyse.

Vakit o vakit değil, nefes almakla sınırlı değil hayat. Sen yeter ki değiş. Sen yeter ki güçlen, sen yeter ki yarım kalma.

Yarın, ertesi gün, daha ertesi…
Mutluyum diyebilene kadar,
Her sabah yeniden,
Her sabah bambaşka bir sesle,
“Merhaba Yeni Hayat!”

Ve…

Posted on September 30th, 2010 with 1 Comment

Ve sana yazdığım her şeyi senin gibi tek tek sileceğim.

…..

Posted on September 29th, 2010 with 1 Comment

Sen yüreğimin çayırlarında
Her mevsim umudu müjdeledin bana
Sen benim ellerinden tutabildiğim
Yanağını okşaya bildiğim
Sarılıp ağlayabildiğim
Sevgilim, dostum, sırdaşım, biricik sevdam
Ayrılık unutanlara mahsus
Ben seni unutamadımki
Ben senden ayrılamadımki
Yıllar neleri götürdü özümden
Neleri unuttu yüreğim
Selemi kapıldın yoksa İstanbul yamacında
Söyle suçumuz neydi bizim.

Geç mi Kaldık Yoksa?

Posted on September 26th, 2010 with 1 Comment

Yamalı bir hikaye bu, paçalarından yalnızlık akıyor. Biz bu oyunu kaybedeli çok olmuş, nafile bu ataklar. Nerede o çocuk şimdi? Nerede uğruna uyuyamadığım? Hangi filmin hangi karesinde silinip gitti çocukluğumuz?

Biz seninle beraberken bile ayrılığı yaşadık oysa,  gülmedi ki hiç yüzümüz. Birbirimizi  sevmenin verdiği huzurla avuttuk kendimizi , her gün yarım kaldık, hiç tam olmadık. Ben sana tüm benliğimi adadım, göz yaşı, uykusuz geceler senden dönüp aldığım.

Ve gittim sonra, yılları ve yolları aramıza ekleyerek gittim. Bir gün geri dönersem bulacağımın sen olmayacağını bile bile gittim.  Herkesleşeceğini bile bile gittim ve sıkıldım susarak sana bir şeyler öğretmeye çalışmaktan.

Şimdi neyi bekliyoruz ki biz iki uzak şehirde? Hiçbir zaman bu aşkı hakketmedik ki.

Yaz yağmuru gibi aniden ve kısa bir huzur bulabiliriz ancak.


Videos, Slideshows and Podcasts by Cincopa Wordpress Plugin