7. Sanat

La Haine

la_haine_av-1

“Önemli olan düşüş değil, yere iniştir.”

50 katlı bir binadan düşen adamın hikayesidir. Her katta kendini rahatlatmak için şunu demiş içinden; “Şimdiye kadar her şey yolunda…” “Şimdiye kadar her şey yolunda…” “Şimdiye kadar her şey yolunda…” Önemli olan düşüş değil, yere iniştir.

La Haine (Nefret) -ülkemizde “Protesto” adıyla gösterilmiştir- filmi bu sözlerle başlar, yapım sırasında ölenlere adanmıştır ön bilgisinden sonra. Filmin yönetmeni Mathieu Kassovitz eşine az rastlanır (belki de rastlanamaz) bir gerçekçilikle sürdüreceği ve bitireceği filminin henüz ilk karelerinde seyirciyi kolay bir film izlemeyeceği konusunda uyarır adeta.

la_haine“Adaletin olmadığı yerde Anarşi başlar.”

Filmde Fransız banliyölerinden birinde yaşayan 3 saf kan Fransız olmayan gencin hikayesi anlatılıyor. Bir ayrımcılık ve ötekileştirmenin hikayesi, hani sokakta yürürken sırf teni sizden biraz daha siyah sırf üstü başı sizden çok daha kötü durumda olduğu için yolunuzu değiştirdiğiniz insanlar var ya, işte bu onların hikayesi.

Filmin sert ve çıplak dili  ister istemez film hakkında konuşurken/ yazarken insanın aklına geliyor ve siz de o nefretin bir parçası haline geliyorsunuz. Çünkü bu filmde anlatılan nefret hepimizin kanında var, hepimizin hayatında her saniye var.

Her ne kadar bir Fransız filmi olsa da her ne kadar öykü Paris’te geçse de, dünyanın her ülkesine her şehrine uyarlanabilir bir senaryo aslında.Ülkemizde de , dünyanın en gelişmiş ülkelerinde de durum pek farklı değilmiş anlaşılan.  “Ötekiler” olarak adlandırdıklarımızı anlamaya,  onların yaşamlarını görmeye ,”nefret”i biraz olsun yumuşatmaya olmasa da farketmeye birebir ilaç gibi bir film La Haine.

Filmin siyah/beyaz olarak çekilmiş olmasını çeşitli şekillerde yorumlayabiliriz, ben bunu tamamen filmde anlatılmaya çalışılan ayrımcılığı bir kez de renklerle vurgulamak istemiş olmasına yoruyorum. Her zaman zenci – beyaz ayrımı değil anlatılmak istenen, kimi zaman zengin – fakir, kimi zaman güçlü – güçsüz, işçi – patron, solcu-sağcı gibi sonsuz sayıda örneklendirebileceğimiz her toplumun içinde bulunan ve günbegün bir tümör gibi büyüyen bilumum ayrımcılık. Ve bu ayrımcılıkta beyazla anlatılan kesimin farketmeden siyahla anlatılan kesimin hayatını nasıl etkilediği, siyahla anlatılan kesimin farketmeden beyazla anlatılan kesime nasıl zarar verdiği oldukça objektif ve  filmin aşırı derecede şiddet ve küfür barındırmasına rağmen insancıl bir dille anlatılıyor.

Filmdeki oyunculuklardan tek tek bahsetmek yersiz olur, zira filmin  gerçekçilik duygusu oyuncuların da kanına işlemiş bir vaziyette, filmin hiçbir yerinde hiç bir karakterin gerçekliğinden şüphe duymuyorsunuz, birkaç saniye görünen en uç karakterler de dahil, bu da yönetmen Kassovitz‘in aslında bir oyuncu olduğundan kaynaklanıyor olsa gerek. Filmin üç başrol oyuncusu Vincent Cassel, Houbet Kounde, Said Taghmaoui filmin önüne geçmeyen, sade ve oldukça başarılı performanslar sergiliyor.

Bu arada filmin aldığı ödüller; Cannes Film Festivali / En iyi yönetmen / Mathieu Kassovitz (1995) · Avrupa Film Akademesi / En iyi genç Avrupa filmi / Mathieu Kassovitz (1995) · Fransa Film Akademisi César Ödülleri / En iyi film / (1995) · Fransa Film Akademisi César Ödülleri / En iyi kurgu / Mathieu Kassovitz & Scott Stevenson(1995) · Fransa Film Akademisi César Ödülleri / En iyi prodüktör / Christophe Rossignon · Avustralya Film Eleştirmenleri Ödülleri / En iyi yabancı film · Lumiere Ödülleri / En iyi yönetmen / Mathieu Kassovitz (1995) · Lumiere Ödülleri / En iyi film / Mathieu Kassovitz (1995) .

Dip Not: Tek amacımız takımımızı destekleyip maça gitmekken üzerimize sıkılan biber gazlarıyla ve bize karşı kullanılan orantısız güçle birçok arkadaşımızı hem ruhsal hem fiziksel olarak yaralayan asıl görevleriyse bizi korumak olan malum şahsiyetlere bu 1995 yapımı ve 1996’da ülkemizde gösterime giren filmi hatırlattıkları için teşekkürü(!) bir borç bilirim.

Bir Cevap Yazın