Günlük

Yarım

Yarım bıraktığım hiçbir şiiri tamamlayamadım ben. Sonra yaparım diyerek ertelediğim hiçbir filmi çekemedim. Bu yüzden hiç yarıda bırakmadım öpüşmelerimi, gözlerini açana kadar öpmeye devam ettim seni, ellerimi bırakana kadar ellerini bırakmadım. Sen yorgun düşünceye kadar sımsıkı sarıldım sana.

Biliyordum, yarım kalırsa asla tamamlanamayacaktı hiçbir şey. Kalbim Jean D’arc’ın bir repliğine takılı kalmıştı bir kez, “Şimdi değilse ne zaman? Ben değilsem kim?”

Asla yarım kalmayacak diye kendi kendime sözler verirken, hayat hınzırca gülümsüyordu oysa. İpler her zaman kaderin elindeydi. Bir parmak hareketine bakıyorduk. Ve yarım kaldı her şey, sırf kader öyle istiyor diye.

Herkesi ve her şeyi yenmiştik. Kaderin ikimize karşı oynayabilecek hiçbir kozunun olmadığına inanıyorduk. Oysa en güçlü silahını sona saklamıştı kader…

İhanet.

Daha önce hiç duymadığın ve görmediğin bu silahtan habersizdin, bense defalarca kez vurulduğum bu silaha karşı çaresizce bekliyordum.

Savunmasızdım…

Güçsüzdüm…

Bir rus ruleti oyuncusu gibi sıranın bana gelmesini ve tetiğe basmamı bekliyordum. Uzak bir şehirdeydik, soğuktu. Sen yoktun. Üşüyordum ve sıra bana gelmişti. Reddemeyeceğim kadar güzel gelmişti… Karşı koyamadım alnıma dayanmış ihanet silahına ve tetiğe bastım.

Sadakatimi ertelemiştim, bugün o gün değildi.

Sen yarım kaldığından bile habersizdin, sönmüş küller gibi bakıyordun bize. Oysa ben çok küçükken öğrenmiştim en kolay yanan şeyin soğumuş küller olduğunu.

Büyümemiştin, yadırgıyordun böyle yüce bir duyguyu.

Yaşlanmıştım, acı geliyordu bu yüce duygu.

Sen bitirdim sanıyordun,

Oysa ben yarım bırakmıştım, hiçbir zaman tamamlamamak üzere…

Bir Cevap Yazın