Zaman

zamanZaman, sudan kaygandır. Avucunun içinden kayıp gider avucunun içinde olduğunu bile farkedemeden.

Bir gün bir bakarsın bekar odanda hayattan bıkmış don atlet oturmaktasın, içinden hiçbir şey yapmak gelmemekte üzerine güneş ışı değse milyonlarca küfürle kovuyorsun üzerinden yalnızlığınla başbaşa ondan bile nefret ediyorsun. Her şeyin ilacı dedikleri zaman getirmiş seni bu hale. Gözünü öyle bir kapamışsın ki tüm dünyaya, açtığında dünya yok olup gitmiş senin merkezinden.

Hiç bir şeyi özlemez olmuşsun, anlamını yitirmeyen hiçbir şey kalmamış. Son sürat ciğerlerini tüketip çürüttüğün ruhunun yanına yollamak istemeye başlamışsın bedenini. Şans denilen illet senden çok uzaklara göçüvermiş, kabullenmişsin kaybedişini. Nefes alıp vermek yorucu bir uğraşa dönüşüvermiş. Ne seviştin kadınlar, ne damağında kalan tatlar ne de uğruna ruhunu kaybettiğin tutkular kalmış yanında. Milyonlarca insanın huzur sandığı ve ölesiye arzuladığı o vazgeçmişliğin doruğuna ulaşmışsın yani o büyük huzursuzluğa. Omzunda milyarlarca insanın sorumluluğu,başındaki bitmek bilmeyen ağrıyla gün bile sayamaz olmuşsun o bembeyaz sona.

Artık sen ileriye bakamıyorsun arkadaş! Sönüvermiş gözünün feri. En derin karanlıklara yollamışsın benliğini, hani nerde o tutunduğun dallar? Kökten kurumuş senin hayat ağacın. Dokunma sakın kendine koparsın, üfleme ciğerlerine çektiğin hüznü düşersin.

Bu senin için sonun başlangıcı değil, çoktan geçtin o evreleri sen. Belki de sonun sonudur, ya da öyle umut ediyorum. Yeni bir başlangıç yakında olmalı, şuralara bir yere koydum umutlarımı. Hani neredeler? Elbet bir ruh temizliğinde çarpacak gözüme, belki eski bir şiirin arkasına düştüler, belki çok yalnız bir hikayenin altındalar.

Ey zaman denen illet! Tutun bana yeniden,özlüyorum senin o huzur veren huzursuzluğunu. Ne yarin mavi gözleri, ne sımsıcak teni, sen gel ey Zaman yeniden bul beni.

Ahmet Çağrı Özsema

Bir Cevap Yazın