İlginizi Çekebilir
once
  1. Ana Sayfa
  2. 7. Sanat
  3. Issız “Adamlar”

Issız “Adamlar”

Kadın gider,
Adam kalır,
“Adamsa elbette…”

Çağan Irmak’ın “Issız Adam” filminin sevilmesinin en önemli nedeni bence bu düşünceyi anlatan ender filmlerden biri olması. Her kadın terkedildiğinde asla unutulmamayı hayal eder, eski sevgilisinin son aşkı olmayı dönmek istediği zaman bir köşede çaresizce onu bekleyen bir erkek olmasını diler, oysa o yaşamına devam eder kariyeri gelişmeye devam eder, başka adamdan çocukları olur, başka ülkelere taşınır. Başka hayatlarda aynı aşkı yaşamaya devam eder.

Oysa erkek bunu yapamaz. Yalnızdır o, dostu yoktur, başkalarının hayatında yer edinemez kendine. Sevdiği kadınla birlikte gider sevdiği her şey. O kalır, tek başına kalır, paramparça kalır. Bir başka bedende aynı aşkı yaşamayı reddeder.

Adam dünyanın ve toplumun “hızlı yaşamalısın, erkeksin” baskıları altında ezilirken hızlı sarılmış bir film gibi hiçbir şey anlamadan filmin sonunun geldiğini anladığında film çoktan bitmiştir. Adam filmin tekrar başlaması için sinemada aynı koltukta beklemektedir, oysa film çoktan başka salonlarda oynatılmaya başlanmıştır.

Mutluluklarını hızlı yaşaması istenilen erkek, hüzünlerini, kederini, acısını yavaş yavaş yaşar. Çünkü tüm güzellikleri tüketmiştir geriye kalan uzun zaman için elinde yalnızca acı kalmıştır.

Erkek kadına dedi ki:

-Seni seviyorum,

ama nasıl,

avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp

parmaklarımı kanatarak

kırasıya

çıldırasıya…

Erkek kadına dedi ki:

-Seni seviyorum,

ama nasıl,

kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,

yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,

yüzde hudutsuz kere yüz…

Kadın erkeğe dedi ki:

-Baktım

dudağımla, yüreğimle, kafamla;

severek, korkarak, eğilerek,

dudağına, yüreğine, kafana.

Şimdi ne söylüyorsam

karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..

Ve ben artık

biliyorum:

Toprağın –

yüzü güneşli bir ana gibi –

en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..

Fakat neyleyim

saçlarım dolanmış

ölmekte olan parmaklarına

başımı kurtarmam kabil

değil!

Sen

yürümelisin,

yeni doğan çocuğun

gözlerine bakarak..

Sen

yürümelisin,

beni bırakarak…

Kadın sustu.

SARILDILAR

Bir kitap düştü yere…

Kapandı bir pencere…

AYRILDILAR…

NAZIM HİKMET

Yorum Yap

Yorum Yap

Yorumlar (2)

  1. 11 sene önce

    Filmin konusu gerçekten çok güzeldi ancak sevilme nedeni: Özellikle kadınların sevgililerini götürmek istemeleri; onlara perde aracılığı ile mesaj vermek değil miydi?:)) Sanki altında: “Bak beni terk edersen böyle çoluğa çocuğa karışamaz, uzaktan imrenerek bakarsın! ” yatmıyor mu? Yani konunun günümüzde yaşanan aşklarla örtüşüyor olması gibi geldi. Kadın terk edilmek istemez yorumlarına, tesbitlerine katılıyorum, ilave olarak belirtmek istedim. Ancak kadınlar (ana ve sevgili) birer analist gibi hayatı özetleyen; ekke ekke sözler söylemesine rağmen hiç de o bilgiçliğe uygun hareket etmeyip fazlaca gururlu bir duruş sergilemediler mi? Yani kadının erkeğe; “Sen kar üzerinde uykuya dalmak istiyorsun, uyursan öleceksin… ” gibii uyarılar ardından bir boşluk olmadı mı? Bir çok diyalog da film değil de sitcom izliyor muşum gibi hissetmeme de neden oldu. Bu da bir film için ne kadar doğru? Açikcası beni rahatsız etti. Keşke konu daha derin işlenebilse idi. Kıyamadım bu güzel konunun böyle ziyan olmasına. Hani “Can Dostum” kıvamında olamaz mıydı? Özetle fazlaca mesaj kaygısı taşıyor gibi geldi… Yine de konu gerçekten güzeldi.

  2. Neden bilmiyorum bu film için çok fazla bir teknik inceleme yapmak istemedim. Nedendir bilinmez ikili ilişkiler bunca filmin teması olurken sosyal yaşamımızda yer etmiş(belki de yüzyıllardır) bir soruna, bir ayrıntıya pek değinilmemişti, ben bu bağlanmama korkusunu daha önce Aylak Adam dan hatırlıyorum Yusuf Atılgan’ın fakat o da çok farklı yönlerden bakmış ve aşka pek değinmemişti. Ben elbette erkek gözünden anlattım olayı, kadınların görüşlerini anlatmaya çalışsam da sonuçta bir erkek gözüyle baktım. Sizin gibi bir hanımefendiden de yorum gelince yazı tamamlanmış oldu. Teşekkür ederim 🙂