Hiçbir gidiş bu kadar acı olmadı! Elveda Bilic, elveda sol yanım!

”Dünyayı tek başıma kurtaramayacağımı gayet iyi biliyorum. Ancak haksızlığa karşı hep ön saflarda olacağım.”
Slaven Bilic

Bugüne kadar birçok veda yaşadık. Kimler geldi kim geçti bu kulüpten. Kimi gerçekten hakkediyordu beyazımızı kimi ise siyahımıza dahi layık değildi. Ne efsaneler ne şampiyonlar gelip geçti de hiçbir gidiş onunki kadar koymadı.

slaven-bilic-20 Haziran 2008’de Türkiye – Hırvatistan maçını  izlerken Beşiktaş’ı hayat görüşü olarak kabul edenler için milli zaferin dahi önüne geçen bir kare vardı. Milli takımın başındaki hocaya eliyle sus işareti yaparak kibire ve kabadayılığa pirim vermeyen bir kahraman Slaven Bilic hepimizin gönlünü tek bir hareketiyle kazanmıştı. Bizim için o dakikadan sonra kazanan Bilic’ti. O günden sonra taraftarların biraraya geldiği tüm platformlarda hep onun adı geçmeye başladı. Keşke Bilic gibi kocaman yürekli bir hocamız olsaydı. Bu isteğimiz umutlarımızın tükenme noktasında olduğu biranda gerçekleşti.  Bilic’in adının açıklanmasıyla birlikte sadece Beşiktaşımız için değil tüm dünya için yüreğimizde kurumaya yüz tutmuş umutlar yeşerdi. Bilic, sisteme karşı duruşunu bozmadan, lafını esirgemeden ve hiç kimseden korkmadan Beşiktaş gibi büyük bir kulübün teknik patronu olmayı başarıyordu. Sonunda dualar kabul olmuş kulübün başına bizim gibi biri gelmişti. Kartala atfedilen özellikleri Bilic’ten daha iyi kim taşıyabilirdi?

Bilic bizi şaşırtmadı. Beşiktaş’a geldiği ilk günden bu yana varını yoğunu takım için harcayarak cesur ve kendi deyimiyle sosyalist bir takım yarattı. Başarmıştı, elindeki çok kısıtlı imkanlara rağmen taraflı tarafsız herkes Beşiktaş’ın oyununa saygı duyuyordu.  Saha içinde ve dışında birçok sorunla savaşırken elbette o da zaman zaman hata yaptı ama hiçbir zaman taraftar ona kızamıyordu. Kartal bakışlarının arkasındaki umut dolu gözlerine her baktığımızda içimizden aynı besteyi söylememize neden oluyordu; Çocuklar inanın, inanın çocuklar, güzel günler göreceğiz, güneşli günler…

Şampiyonluk şarkıları söyleyemiyorduk belki ama onu takımın başında sahada gördüğümüzde işte diyorduk bizim adam, adam…. Tıpkı Rıza Çalımbay’a, Ziya Doğan’a, Rasim Kara’ya dediğimiz gibi. O takımın başında yedek kulübesine doğru yürürken Metin- Ali- Feyyaz eski İnönü Stadı’nın tünelinden sahaya çıkıyor gibi hissediyorduk.

bilic-hakemİsyanımızın sesi olmuştu Bilic. Koca bir düzene tek başına meydan okuyordu. Ne yönetim ne taraftarlar ne de ne yazık ki futbolcular ona bu savaşında omuz veremese de o asla pes etmiyordu.  Ne zaman karamsarlığa düşsek sahneye çıkıyor ve “Hiç kimse umudumuzu bizden söküp alamaz” diyordu.  Beşiktaş’ın hakları çatır çatır yenirken yönetim 3 maymunu oynarken taraflı basın Beşiktaş’a karşı tüm kozlarını oynarken sadece o çıkıp “come on give me a break” diyebiliyordu çünkü o Beşiktaş’ı kariyerinin en büyük fırsatı olarak değil tıpkı bizim gibi bir yaşam tarzı olarak görüyordu.

İstediği transferler yapılmıyor, yönetim bir türlü gereken desteği sağlayamıyordu ama o kolu kırıp yeni içinde bırakarak tek başına mücadelesine devam ediyordu. Yorgunluğu yüzüne vursa da bizim için gülümsüyordu. Çünkü o doğuştan bir liderdi.

Her haksızlığa meydan okuyan Bilic’in boynu birtek Beşiktaş’a karşı kıldan inceydi.Tüm ülkenin gözü önünde şampiyonluk elimizden alınırken kendisini kurtarmak isteyen yönetim günah keçisi olarak onu seçti.  O orda biz burada kahrolduk, yine kötüler kazandı.

O veda konuşmasını yaparken sol yanım acıdı, insan yanım, Beşiktaşlı yanım…

Ahmet Çağrı Özsema

Bir Cevap Yazın