İstanbul Kitap Fuarı’na neden gitmeli? Neden gitmemeli?

Tüyap’ta düzenlenen İstanbul Kitap Fuarı’nı bu sene annemle birlikte ziyaret ettik. Tabii geçmişten kalma bir alışkanlıkla ucuza kitap alacağınızı düşünerek gidiyorsanız fuara biraz hayal kırıklığı yaşamanız olası çünkü %30 – %50 gibi indirimlerle kitap sattığını iddia eden stantlar dahi internetten satış yapan sitelerden bariz bir şekilde pahalı. Kısacası uzun bir süredir olduğu gibi İstanbul Kitap Fuarı bu yıl da “ucuza kitap sağlama” misyonunu yerine getiremiyor.
Yine de fuarı takip etmek gerekiyor. Bunun birinci sebebi Tüyap’ta her adımda hissedeceğiniz bariz bir kitap coşkusu var. Öğrencisiyle, öğretmeniyle, emeklisiyle, sanatçısıyla yüzlerce kişinin kitaplarla haşır neşir olduğunu görmek güzel. Ayrıca kitapevlerinin stantlarında oturan ve muhtemelen kitaplarının nasıl geri dönüşler aldığını ilk kez birebir görme fırsatını yakalayan genç yazarların heyecanını gözlemlemek de keyifli.
Fuarda gözüme çarpan ilk detay bütün kitapevlerinin kasa tarafına bu sene telif haklarının kalktığı “Küçük Prens” kitaplarını koyması oldu. Belli ki bütün yayınevleri kendi çevirilerini yaparak pastadan pay kapma telaşına girişmişler. Ben bunun boş bir çaba olduğunu düşünüyorum.
Şu sıralar çok moda olan “büyükler için boyama” kitaplarının fuarda yaratıcı bir pazarlama stratejisiyle daha çok karşımıza çıkacağını düşünüyordum ama öyle olmadı.
Gözlemlerime göre bu yıl fuara en iyi şekilde hazırlanan yayın evleri “Epsilon”, “Remzi” ve “İş Bankası Yayınları”. Yine de İş Bankası Yayınları’nın kitap alırken bir ayraç dahi hediye etmemesi bence eksiklik. Fuarda kitap almanın bir avantajı olmalı değil mi?
“Doğan Kitap” standındaki güler yüzlü personelden bahsetmemek de haksızlık olur. Genellikle onların kitaplarını tercih ettiğim “Pegasus” ise doğrusu fuarı çok ciddiye almamış gibi. Her zaman ilginç kampanyalarıyla dikkat çeken “Can”, “İletişim” ve “Varlık” yayınları ise fuara katılmış olmak için katılmışlar adeta.
Tüyap’ta kitap fuarının yanı sıra bir sanat sergileri de bulunuyor özellikle geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz Fikret Otyam’ın bir tablosuyla karşılaşmak neyse bu kadar yolu boşa gitmemişiz dedirtti bana ayrıca fuarda “Aziz Nesin 100 Yaşında” etkinlikleri kapsamında yazarın otobiyografisinin yer aldığı görülmeye değer bir sergi de yer alıyor.
Sonuç olarak İstanbul Kitap Fuarı eskisi gibi okura avantajlar sağlamıyor, etkinlik sayısı ve niteliğinin de “yetersiz” olduğunu söylemek sanırım sert bir yorum olmaz. Bu yıl gözlemlediğime göre eğer radikal yenilikler yapılmaz ve “cezbedici” bir hale getirilmezse 34. Kez düzenlenen fuar için önümüzdeki yıllarda tehlike çanları çalmaya başlayabilir.

Ahmet Çağrı Özsema

Bir Cevap Yazın